16 Haziran 2025 Pazartesi

Yenilebilir Şehir Ciddi Oyunu: Sempeter Pri Gorici Slovenia

Yanlış yazmadım; yenilebilir şehirleri ciddi oyunla tasarlamanın bir yolu mümkün. "Yenilebilir Şehir", şehir planlaması ile kentsel tarım yaklaşımlarını birleştirerek doğayla daha uyumlu ve sürdürülebilir bir kent yaşamını hedefleyen bir kavramdır. 

Nedir yenilebilir şehir tasarımları? 

Kamusal alanda betonların içine gömülmüş kentlere nefes aldırmak, gıda erişimini mümkün kılmak, şehir tasarımlarında vatandaşların yeşil kamusal alanlarda tüketebileceği ve üretebileceği meyve-sebze bahçelerine yer açmaktır. Bir nevi kır ve kent arasındaki topraktan kopuşu, kentlerde yeniden onaran bir yaklaşımdır. 

Bu model; parklar, kaldırımlar, okul bahçeleri, boş arsalar gibi alanların gıda üretimi için değerlendirilmesini öngörür hatta bir kafe bile yenilebilir bir konseptte dizayn edilebilir, halk bahçeleri, dikey tarım, çatıda tarım, kamusal meyve ağaçları ve yenilebilir peyzaj gibi uygulamalarla görünür kılınır. Gıda güvenliğini artırmak, kentsel sürdürülebilirliği desteklemek adına vatandaşların aktif katılımını da davet eden yeni bir yeşil kamusal yaşam kültürüdür. Şimdi size Sempeter Pri Gorici bölgesindeki pilot bir ciddi oyun deneyimini kısaca tanıtayım, aşağıdaki görsel ciddi oyundan alınan tek bir kareye ait. 

Görsel 1: Sempeter Pri Gorici Slovenia Serious Edible Game

Kaynak: https://www.youtube.com/watch?v=BHm_flGYe9E 

Sempeter Pri Gorici pilot bölgesinde uygulanan, bir kamusal alanın yeşillendirilmesini hedefleyen model, yenilikçi ve katılımcı bir yönetişim pratiği olarak öne çıkmaktadır. Bu uygulama, vatandaşların Gorici bölgesini bir tür ciddi oyun aracılığıyla planlamalarına olanak tanımıştır. Oyunlaştırılmış bu sistem sayesinde katılımcılar, oyun içinde ağaç dikebilmekte, su kaynaklarını yönetebilmekte, karbon salınımını azaltıp, oksijen üretimini arttıran oyun modülleriyle bu kararların maliyet, çevresel ve ekonomik etkilerini doğrudan gözlemleyebilmektedir. Model, özellikle sosyo-ekolojik dönüşüm açısından insan-gıda bağlantısı vizyonuna ve sosyal-mekânsal dönüşüme yeni bir vizyon sunmuştur. Bu uygulama özelinde şehir plânlamasının vatandaşlar tarafından da görünür olmasını mümkün kılmaktadır. Bu ne demek? Örneğin bir vatandaş, A mahallesindeki ağaçların sokak için yeterince fazla olduğunu düşünerek belediyeden bir müdahale istemektedir, ancak bu müdahalenin dışsal etkisinden habersiz olabilir. Ya da başka bir vatandaş A mahallesine taziye evi ya da buna benzer bir bina yapılması talebinde bulundu, bu durumda binanın yapımı için ayrılacak kaynağın tutarını, bu bina yerine alternatif çözümleri ya da bina için harcanan suyun miktarı ile ortaya çıkan karbon salınımlarını oyun oynarken görebilecektir. Bu durum vatandaş - belediye arasındaki asimetrik bilginin aşılması konusunda bir alternatif olabilir. Ayrıca bir belediye yönetimi, kentin ihtiyaç duyduğu öncelikli meseleler hakkında buna benzer uygulamalar geliştirebilir. Belki konu çevre olmayabilir sosyal yardımların eğilimi olabilir ya da eğitim konusunda ihtiyaç duyulan önceliklerin neler olabileceği tartışmaya açılabilir. Böylelikle farklı birimler bazında, yerel talep bilgilerini güncel tutabilir. 

Genel bir bakışla; bu ciddi oyun deneyimi, uygulamayı belli bir farkındalık düzeyine taşımaktadır. Belediye yönetimlerinin yenilebilir şehir anlayışı konusundaki eylem plânları; yurttaşları ekonomik açıdan tüketici konumundan üretici konumuna taşıyabilir. Kentte yenilebilirliğin sistemli bir şekilde düzenlenmesi insanın üretme arzusuna, doğayla anlamlı ve sürdürülebilir bir ilişki kurma çabasına yanıt verebilir. Şehirde üretim yapma imkânı, bireyleri sadece tüketici olmaktan çıkararak, kamusal yaşamın aktif öznesine dönüştürür. Dahası, yenilebilir şehirler adil gıda dağılımı için gerekli fiziksel ve sosyal altyapıyı sağlayarak gıda yoksulluğuyla mücadelede bir araç olabilir. Yolda yürürken ya da kamusal alanda dinlenirken bir meyveye erişilebilirlik meselesi, gıdanın metalaştırmaktan öte onu  demokratikleştirir. 

Bu yönetişim modeli, ortak malların ve kamusal alanın yönetimine dair geleneksel anlayışlara alternatif bir perspektif sunabilir. Kamusal kaynakların yalnızca piyasa ya da devlet düzenlemeleriyle değil, yurttaş temelli yönetişimle de sürdürülebilir bir şekilde yönetilebileceğini gösterir. Ayrıca, bu yaklaşım, kentli hakkını gözeterek onları kamusal alanın doğal koruyucuları olarak konumlandırır. 

Kaynaklar

Pueyo-Ros, J., Comas, J., Säumel, I., Castellar, J. A., Popartan, L. A., Acuña, V., & Corominas, L. (2023). Design of a serious game for participatory planning of nature-based solutions: The experience of the Edible City Game. Nature-Based Solutions, 3, 100059.

https://www.youtube.com/watch?v=BHm_flGYe9E

https://cordis.europa.eu/project/id/776665

https://www.edicitnet.com/wp-content/uploads/210812-globalflyer-en-web.pdf



15 Haziran 2025 Pazar

Yapay Zeka Destekli Sohbet Robotu: Bağcılar Belediyesi BAGBİ

Türkiye Bilişim Derneği'nin yayınlamış olduğu bir raporda yer alan yerel yönetimlerde yapay zeka kullanımına yönelik gerçekleştirilen bir vaka çalışmasından bahsetmek istiyorum. Bu blog yazısı raporda yer alan vaka çalışmasının yönetişim boyutuyla özetini yansıtmaktadır. Amacım, belediyelerin ve akademisyenlerin bu konuyla ilgilenenlerin farkındalığını arttırmak ve burada vaka arşivi oluşturmaktır. Uygulamayı yönetişim boyutuyla ele alıp kamu maliyesi açısından kısa bir değerlendirmeyle tanıtacağım.

Nedir BAGBİ ? 

"Bağcılar Belediyesi tarafından uygulamaya konulan BAGBİ YZ Destekli Sohbet Robotu, YZ tarafından desteklenen, vatandaşla sorunsuz iletişim yönetimine izin veren, kurum içerisindeki tüm dijital kanallara ve uygulamalara kolayca uygulanabilen özerk, gerçek zamanlı mesajlaşma aracını içeren bir projedir" (Türkiye Bilişim Derneği, 2024). 

Kaynak: Türkiye Bilişim Derneği, Kamuda Yapay Zeka Uygulamaları, 2024.

BAGBİ, belediyenin tüm dijital platformlarına kolayca entegre olabilen, gerçek zamanlı ve özerk bir mesajlaşma sistemi sunmaktadır. Uygulamanın temel amacı; vatandaşlarla kesintisiz ve anlaşılır bir iletişim kurarak; kamudaki iş yükünü hafifletmek ve modern yönetişim anlayışını güçlendirmektir. Bu uygulamada vatandaşlar, sohbet ekranına girdiğinde, belediyeye yönelik borç durumunu, imar bilgilerini ya da rayiç değer sorgulamasını hızlıca yapabilmektedir. 2022 yılında hizmete sunulan BAGBİ, kamuda yönetişim, kalite, verimlilik ve sürdürülebilirlik kriterlerini önemseyerek gelecek senaryolar için Metaverse kullanmayı plânlıyor. 

Sonuçlar ?

Vatandaşlar tarafından sorulması muhtemel 500 sorunun yanıtı sisteme yükleniyor ve böylece personel aynı soruları yanıtlamak yerine farklı işlere yönelebiliyor. 2023 yılı boyunca vatandaşlar tarafından bu sisteme 320 bin mesaj gönderilmiş, 2024 yılında bu sayı %144 gibi büyük bir artışla 783 bine ulaşmış. Projenin başlangıcından bu yana yaklaşık 250 bin farklı kullanıcı ile toplamda 510 binin üzerinde diyalog gerçekleştirilmiş. Bu iletişim yoğunluğu -çağrı ve başvuru merkezinin yükü- yapay zeka ile hafifletilmiştir. Raporda söz konusu iş yükünün 570 iş gününe tekabül ettiği ifade edilmiş; bu işlemlerin YZ ile gerçekleştirilmesiyle 570 iş günlük iş yükünden tasarruf edilmiş. Ayrıca, uygulama tıpkı bir eylem araştırması stratejisiyle sistemli bir döngüde defalarca onarılmış; açıklık ve anlaşılırlığı temin edebilmesi için uygulama iyileştirilmiştir böylece  %90 gibi bir oranda güvenilirliği test edilmiştir. 

Sistemde gerçekleşen bu kolaylık belediye açısından veri havuzu oluşturmakta ve yerel halkın taleplerinin ne yönde olduğunu göstermektedir. Nitekim, 2024 yılı verilerine göre sistem üzerinden toplam 124.298 farklı diyalog kurulmuş durumda. İletişim yoğunluğunun en fazla olduğu aylar ise Ağustos - Eylül olarak ifade edilmiş. Vatandaşlar bu zaman diliminde belediyeye en çok kırtasiye yardımı için başvurmuş. 

Bir Değerlendirme

Bu deneyim, etkinlik ve ekonomiklik ilkelerine dayalı kamu maliyesi anlayışının dijital araçlarla nasıl pekiştirilebileceğine yönelik yeni bir tartışma alanı açmıştır. Fiziksel başvuru zorunluluğunu ortadan kaldırmayı hedefleyen bu sistem, yaş, engellilik durumu ya da mekânsal sınırlamalardan bağımsız bir erişim imkânı sunarak hizmette adalet ve "dışlama"yı ortadan kaldırabilecek bir potansiyel sunmaktadır.
Bu deneyim, temsil, internete erişim, yaş ve siyasi dezenformasyon gibi kemikleşmiş sorunlarımıza yönelik çözümde merkezi yönetime ve yerel yönetime düşen görevlerin neler olabileceğini de tartışmaya açmıştır. Merkezi yönetim ve yerel yönetimler arasındaki yetki ve kaynak dengesi nasıl kurulacaktır; veri alt yapısı için gerekli olan yatırımların merkezi yönetim tarafından sağlanmasıyla merkezileşme eğilimlerinin yeni yüzü; yetki devri ve düzenleyici rollerin yeniden değerlendirilmesi,  yerel kapasitenin mali gücü özellikle personel eğitimi ve yeni yatırımlar için gerekli olan bütçeler ne ölçüde yeterli olacaktır? Yapay zeka bütçe sınıflandırma kodlarının özel başlıkları ne olacaktır? Çıktı - etki analizi nasıl yapılmalıdır? 

Sizi bu sorularla baş başa bırakıyorum. 

Kaynak

Kamuda Yapay Zeka Uygulamaları, (2024), Türkiye Bilişim Derneği, Bölüm 03: Yapay Zeka Çalışması: BAGBİ https://www.tbd.org.tr/pdf/kamubib-calisma-grubu/kamuda-yapay-zeka-uygulamalari-2024.pdf



6 Haziran 2025 Cuma

Yerel Mali Sosyoloji

Pıerre Bourdıeu, Loic Wacquant ile birlikte kaleme aldığı Düşünümsel Sosyolojiye Davet adlı kitabının “Sosyoanaliz Olarak Sosyoloji” başlığı altında (2.Bölüm Chicago Semineri) katılımcı nesnelleştirmeyi tartışarak Homo academicus’un öz değerlerini yeniden hatırlatmıştır.

Bourdıeu, “Homo academicus” kavramı ile akademisyeni salt bilgi üreten bir özne değil, belirli bir sosyal alan içinde konumlanmış, habitus’u olan, stratejik ve sembolik sermaye ile hareket eden bir aktör olarak değerlendirmiştir. Homo academicus’un en dikkat çeken özelliği, akademik alanda tarafsız olmadığı; aksine “ortodoksi” (mevcut iktidarı temsil edenler) ve bir “heterodoksi” (yenilik getirmeye çalışanlar) çatışması barındırdığını ifade etmiştir. Nitekim de bu çatışmadan doğan adımlar akademinin bazen yerinde saymasına sebep olurken bir yandan da sınırlarını genişletmek istemeyen akademisyenlerin kendiler için bir çeşit farkındalık oluşturmaktadır. Ancak Bourdıeu bu eserin kendisine en başından eziyet olacağını itiraf etmekte ve şunları söylemektedir;


Akademi hepimiz için, var olduğumuz potansiyellerle yeniden yorumlanmaya açık bir hale gelebiliyor; araştırma sorularımız ve bununla şekillenen araştırma yöntemimiz, teorik perspektifler ya da pratik alanlardaki deneyimsel odaklar… Gün başlarken ya da günün sonunda akademik hesap verilebilirlik konusunda akademisyenlerle çatışma yaşamış, derdini anlatamamış, anlatsa bile “saha” diye yaftalanmış bir dizi anlamla yeniden sorgulanacak alanlara aşina olmaya hazır ve nazır bırakılıyoruz. Ancak burada bireysel akademik geçmişimle birlikte şu an aynı soruyu tekrar sormak istiyorum; “Biz akademiyi salt bilgi birimimizi arttırmak amacıyla mı inşa ettik?”  Yoksa, öğretilen her bilginin deneyimsel, düşünsel ve bağlantısal bir forma getirilmesini sağlayıp ben de dahil olmak üzere tüm öğrencilerin bilgi üretimininin aktif birer paydaşı olarak mı görülmeliydik?

Tam da bu noktada Bourdıeu, Homo academicus’un deneyselliğin bir parçasıyken nasıl da katılımcı nesnelleştirme halini aldığını açıklıyor;




Katılımcı nesneleştirme gibi süreçlerde öğrenciler sadece "not" almak için değil, toplumsal bir meseleye çözüm üretmek için öğrenirler. Bu da onları sahici yurttaşlara ve yenilikçi profesyonellere dönüştürür. Ben de bugün okuduğum bu pasajdan ilham alarak yeni bir ders uzantısı oluşturdum. Yeni dersin gerekçesi hem alışılmışın dışına taşabilmek hem de yarının siyasi liderlerine yaşadığımız toplumun değerlerini, önceliklerini ve güç ilişkilerinin haritalandırdım. Bununla birlikte sosyal bilimlerin dinamiğinde yer alan “insan”ın sadece teknik bir uzantı olmadığını hatırlatmak ve kentlilerin güncel sorumluluklarını yeniden hatırlatmak istedim.

 Öyleyse bu yazıda sizleri prototip bir Yerel Mali Sosyoloji dersi ile baş başa bırakıyorum;

Yerel Mali Sosyoloji

Mübadele Teorileri ve Oylama Davranışları

Bütçe Süreçlerinde Sembolik Mübadele

Yerel Vergileme ve Mali Haklar Tartışması

Maliye ile Popülist Müdahaleler Arasındaki Gerilim

Güven, Hesap Verebilirlik ve Sosyal Sözleşme

Mikro–Makro Bağlantılar: Mahalle Talebi ile Stratejik Plan Uyumu

Katılımcı Bütçeleme: Sayılara Ses Katmak

Bütçe, Temsil ve Güç

Sınıf, Mahalle ve Hizmet Adaleti

Kutuplaşma ve Katılım Korkusu

Dijital Vatandaşlık

Açık Veri Portalları

Yönetişimde AI Kullanımı

Uygulama Modülü

Teorik

Pratik

Etki Değerlendirmesi

Mali Şeffaflık Denetimi

Stratejik Plân, Faaliyet Raporu

Kamu Kurumları Strateji Plânlama Birimi Personeli Yetkinliği

Kurgusal Ütopya

Dijital Katılım Plâtformu Tasarımı

Ciddi Masa Oyunları

Living Lab & Sürdürülebilirlik Merkezleri Yetkinliği

Kavram Eşleştirme Atölyesi

Kent Senaryoları

Kavramları Sahayla Eşleştirme Yetkinliği

 Yerel Mali Sosyoloji dersinin temel argümanı; yereli, kentlilerin sorunları ve sorumluluklarını mali – sosyolojik boyutuyla yeniden düşünmeye odaklanmaktadır. Ortak kamusal alanın kavramsal, teorik ve uygulamalı bir bağlamda yeniden tartışılmasına imkân tanımaktadır. Bu çalışma, yerel sorunları görünür kılmak, tartışmak ve çözümleri yeniden üretmek için uygulamalı, katılımcı, eleştirel bir ders yapılanması modeline yönelik prototip bir model önerisidir.

Bu bir ütopya gibi görülebilir ancak kamusal alanı verimli kılmak adına ülkede yetiştirilmeye niyet edilmiş her üniversite öğrencisinin soyut kavramsal dünyayı, somut problemli dünyayla eşleştirmesine yardımcı olacak bir ders yapılanmasıdır. 

 

 



5 Haziran 2025 Perşembe

Tipolojiler ve Kamusallar

Alman düşünür Theodor W. Adorno'nun "otoritaryen kişilik" kuramı önemli bir teorik çerçeve sunar. Adorno, Otoriteryan Kişilik Üzerine Niteliksel İdeoloji İncelemeleri adlı eserinde 4. Bölüm - Tipler ve Sendromlar'da; bireylerin, çocukluk dönemlerinde maruz kaldıkları baskıcı, itaat temelli sosyalizasyon süreçlerinin, ileriki yaşamda onları otoriter eğilimlere açık hale getirdiğini vurgulamaktadır. 

Aşağıda yer alan bir alıntıda da görülmektedir ki "Özne ancak, itaat ve boyun eğmeden haz alarak, kendi toplumsal uyumuna ulaşır..." alıntısıyla bu gibi doyumların toplumda, güce tapma, zayıfa karşı tahammülsüzlük, gri alanlara kapalı olma, belirsizlik ve farklılık karşısında kaygı eleştiriye kapalı olma, dogmatik tutum, bastırılmış duyguların dış gruplara (azınlıklar, muhalifler, farklı yaşam tarzları) yansıtılması şeklinde davranış silsilesine dönüştüğü vurgulanmaktadır. 


Bu bireyler için demokratik değerler—çoğulculuk, eşitlik, ifade özgürlüğü—tehdit olarak algılanmaktadır; çünkü bu değerler, onların içsel olarak bastırdıkları korkuları ve belirsizlikleri tetiklemektedir. 


Demokrasiyi algılamanın ve onu yaşatmanın psikopatolojik derinlikleri yönetişimin de bizzat psikolojik boyutunu oluşturmaktadır. İdealize edilen değerler için kriminalize edilen detaylardan arınmak gerekmektedir. Yaşamdaşların kendi duygularını tanıma, ifade edebilme, kendisiyle birlikte diğer yaşamdaşların da kentsel varoluşuna davranışsal ve düşüncel boyutta zenginlik kazandırma konusunda sorumluluk almaları arzu edilen bir durumdur.

Ancak böyle bir ortamın oluşabilmesi için toplumsal düzeyde sakinleştirici bir siyasal zemin, yani huzurlu ve öngörülebilir bir kamu düzeni gerekir. Günümüzde, gerginlik üreten siyasal döngüler, yaşamdaşları kolektif sorumluluklardan uzaklaştırmaktadır. İnsanlar kendilerini kamusal alanda tehdit altında hissetmekte ve sadece kişisel çıkarlarına odaklanmakta, ortak yaşam alanlarını değil özel mülkiyet alanlarını önceliklemekte, dayanışma yerine rekabet kollamaktadır. Bu durumda da piyasa - kamusal alanın sınırları birbirine yaklaşmaktadır. Piyasada geçerli olan kurallar kamusal alanda da geçerli olmaya başladıkça kamu görevlilerinin, görevlerini "topluma hizmet etme bilinciyle" değil, sadece “iş” bilinciyle gerçekleştirmeleri kamu hizmetinde ahlâki bir  zayıflatma yaratmaktadır.

Kamusal özne olan yaşamdaşların kurumsal müşterilere dönüşmesinin köklerinde psikolojik ve sosyolojik detaylar barınmaktadır. Bu bağlamın detaylarında çoğu zaman evde, çocukluk çağında başlayan baskı ve itaate dayalı aile yapılarında büyüyen birey, sosyal uyumu; sorgulamadan, duygularını bastırarak, otoriteyi hoşnut ederek öğrenmektedir. Bu öğrenme kalıbı, kamusal hayata da taşınmaktadır. İşini “yapan” değil “gösteren”, sorumluluğu “üstlenen” değil “aktaran”, bu zihniyet evindeki itaat ve korkuyu, kamusal alanda yeniden üretir. Nitekim, korkunun, kayırmanın ya da sessiz kalanın ödüllendirildiği evde çocuk liyakati değil, güce yakın olmayı öğrenmektedir. Böyle bir zeminde de beklentilerimize, beklediklerimize ve olan bitene bakarız ve şunu söyleriz; 

Liyakat, Evde Başlayan Adalet Algısının Kamusal Alandaki Yansımasıdır

Adalet duygusu geliştirilmemiş kamusal alanlarda başkasının hakkını gasp etmenin sınırlarına yönelik bir kafa karışıklığı oluşmaktadır. Güç odaklı hiyerarşi içselleştirilerek, dayak yiyenlerin daha fazla sustuğu, güçsüzlerin güçlülerin yanına koştuğu,  “hak eden”in değil, “itaat eden”in kazandığı bir toplumda herkes sayısız bir şikayet çemberine hapsolur. Kökleştirilmeye çalışılan demokrasilerde, toplumun refahı arzu edilirken bu refahı zedeleyen algılar, argümanlar bir çeşit meşrulaştırma stratejisine bürünür. Bu da kamusal görevlerde “yetkinlik” yerine “bağlantı” arayan, hesap vermekten kaçınan bireyleri birer birer karşımıza çıkartır. Demokratik bir toplum için gerekli olan yasalar, seçimler bir yana; şefkatli, eşitlikçi ve sorumluluk taşıyan adil bir gündelik yaşantı diline olan özlem daha da derinleşir. 


Daha fazla bilgi edinmek için şu esere göz atabilirsiniz;

Theodor W. Adorno, Otoriteryan Kişilik Üzerine Niteliksel İdeoloji İncelemeleri, Say Yayınları. 



2 Haziran 2025 Pazartesi

Tektonik Demokrasi

Tektonik politika kavramı, jeolojiden ödünç alınan ve sosyal bilimlerde derin yapısal değişimleri, birikimli gerilimleri ve ani kırılma noktalarını anlamlandırmak için kullanılan bir metafordur. Bu metafor, demokrasinin süreklilik gösteren uygulamalarından çok, bastırılmış kamusal talepleri, ahlaki izolasyonları, bireysel menfaatlerin kamusal kaynaklara dönüştürülmesinde çıkarcı bir amaç haline getirilen politik algıları hatırlatmakta; ve bunları “Normalleştirmektedir.”  

Young’a göre siyasal aktörler, kamusal taleplerin sesi olurken bir yandan da gerilimleri yönlendiren, çözümleyen aktörlerin de ta kendisidir. Öyle ki “tektonik demokrasi” istikrarı sağlayamaya çalışan bir yapıda sarsıntı yaratan bir süreç olarak düşünülebilir -metaforlaşmaktadır- Dolayısıyla “tektonik demokrasi”, krizleri ve etik sıkışmaları yönetemeyen, zeminin altındaki toplumsal kırılganlıkları, eşitsizlikleri tanıyamayan ya da tanımak istemeyen denge sağlayan bir rejim değil; gerilimlerin derindeki sebeplerini keskinleştiren, mevcut yapıyı sarsan bir bakış açısıdır.  

Böyle bir tabloda tektonik demokrasinin yarattığı krizler nasıl çözümlenebilir?

  1. Yapısallık: yapısallığın kod referansları nedir; hukuk, bilim, liyakat ?
  2. Siyasal Temsil: Demokratik aktörler temsil edilen değil, temsilin koşullarını değiştirme iddiası taşıyan kurucu - yaşamdaş özneler olarak değerlendirilmelidir. Peki yaşamdaşlıktan anlaşılan nedir?
  3. Yüzey: Demokrasi, yapısal çatışmaları bastırmak yerine, onları görünür kılarak dönüştürme kapasitesine sahip olmalıdır. Bu dönüşümde siyasal rekabetin etik etki konumu nedir ve vatandaşlar bunun neresinde yer almaktadır?

Günümüzde politik rekabet, çoğu zaman karalama kampanyaları, manipülatif bilgi akışları, iftira ve kutuplaştırıcı dil yoluyla işlemez hale gelmekte; bir tür yozlaştırıcı hegemonya savaşına indirgenmektedir. Bu durum, toplumsal talepleri de sessizleştirmekte, gerçekçi taleplere erişimi kısıtlamaktadır. 

Bazı bireyler sessizleşirken bazıları kişisel menfaatlerini önceleyen bir konumda yer almak istemekte; bir partinin siyasal görüşlerini içtenlikle benimsememiş olsa dahi, o partiden maddi, sosyal veya mesleki çıkar sağlamak adına onun politik reklamcılığına gönüllü olarak katılmaktadır. Bu tür pragmatik konumlanışlar, demokratik etikle çelişmekte; kamusal söylemin samimiyet zeminini erozyona uğratmaktadır. Böyle bir çelişkiye şahit olan sessiz vatandaşlar ise içinde bulundukları topluma, millete ve yönetime karşı "umursamaz" bir tavırla mesafe almakta; inandırıcılığını yitirmiş siyasal alan karşısında, toplumsal sorumluluklarını etkisiz görmeye başlamaktadır. Herkesin aşındırdığı değerleri "yeni normal" olarak addetmekte "aykırılıkları" derecelendirerek "o yapıyorsa ben niye yapmayayım" gibi söylemleri gündeme taşımaktadır. Hukuka uygun olan teamülleri ve yaşam rutinlerini "anormalleştirerek" etik dışı durumları reddedenleri "toplumdan ve ilişkilerden" dışlamaktadır. 

Bu iki düzeyli yapıda yaşanan erozyon - siyasal rekabetin etik dışı araçlarla yozlaştırılması, bireysel çıkarların kamusal samimiyeti gölgelemesi ve liyakatin dışlanması - bilgi ve tecrübenin sistematik biçimde kurumların dışına itilmesi - ahlaki ve yönetsel bir sarsıntı yaratmakta; görünürde sürdürülebilir söylemsel yapının içinde karmaşık anlamların hâkim olduğu yeni bir politik zemin yaratmaktadır.

Bu durum, tektonik bir çöküntüyü anımsatan güncel bir kavramı da beraberinde getirmektedir:

.......Tektonik Demokrasi.....


Referans
Young, R. A. (1991). Tectonic policies and political competition. In The Competitive State: Villa Colombella Papers on Competitive Politics (pp. 129-145). Dordrecht: Springer Netherlands.


22 Mayıs 2025 Perşembe

Gölge Bütçelemenin Panzehiri: Yaşayan Laboratuvarlar (Living Lab)

Gölge bütçeleme (shadow budgeting veya off-budget financing), kamu gelir ve giderlerinin, resmi bütçe süreçleri dışında tutulduğu veya gizlendiği uygulamalardır. Yani bütçe harcaması var ama parlamentoda ya da kamuya açık denetim mekanizmalarında tam olarak görülmemekte ve bu durumda hükümet ya da yerel yönetimler; mevcut borçları gizleyebilmekte, mali yükümlülükleri olduğundan düşük gösterebilmekte ya da seçim öncesi popülist harcamaları saklayabilirken denetimden de kaçınabilmektedir. Nitekim gölge bütçelemenin zincirleme sorunları, özellikle seçim sonrasında daha da gözle görülür hale gelebilmektedir. Özellikle yerel seçimler sonrasında görev süresi sona eren mevcut parti yönetiminin yerini farklı bir parti grubu aldığında eski yönetimden kalan borçların ödeme sorumluluğu yeni yönetime aittir. Bu durumda yeni yönetim etik sınırlar içinde kalarak hem yeni dönemin hizmetlerini sunma hem de eski döneme ait borçların ödenmesi adına çifte bir sorumluluk üstlenmektedir.

Gölge bütçelemeye yönelik endişeler sadece yönetsel boyutta değil aynı zamanda yerel kurumsal kapasitenin inşasında da derin problemleri beraberinde getirir örneğin; kamu personel alımında liyakate bakılmaksızın, aile üyelerine veya yakın akrabalara ayrıcalık tanınması, yönetici pozisyonundaki kişilerin, liyakatten bağımsız olarak kendi arkadaşlarına veya siyasi yandaşlarına ayrıcalık tanıması, siyasal sadakat karşılığında kamu görevi veya avantaj sağlanması, üst düzey bürokrat veya siyasetçinin, destek karşılığında bireysel veya grup çıkarı sağlamak üzere sermayedarlarla ayrıcalıklı ilişkisi kurması, kamu görevlisinin görevini kötüye kullanarak kişisel çıkar sağlaması… gibi tüm bunlar kısa vadede kurumsal yozlaşmaya sebep olmuyor gibi gözüksede uzun vadede görülmektedir ki; kurum içi adalet duygusu zedelenmekte, yandaş atamalarla kamu hizmetlerinin sunumunda verimlilik ve nitelikte düşüş, tarafsızlık algısının zedelenerek zamanla aşınması, kamu hizmetinin kişisel çıkarlara hizmet ederek kamusallık sınırlarını özel sınırlara çevirmektedir. Demokrasinin önündeki en büyük tehditlerden biri olan kamusallık sınırlarının özel sınırlara çevrilmesi meselesi; kamuoyunda güven kaybı yaratarak mevcut yönetimin ya da partinin itibarını zedelemek,  bilinçli bir şekilde yalan bilgiyi yaymak, kamuoyunun dikkatini yapay bir konu ile farklı bir yöne çekmek, kutuplaşmanın daha da derinleştirilmesine sebep olarak sosyal medya üzerinden medya trolleriyle manipülatif haberleri gündeme taşımak gibi davranışlarla kamusal seçişi çorak bir hale dönüştürmektedir.

Kamusallığın sınırları özel sınırlara evrildiğinde karar alma süreçlerinde güvenilirlik ve kurumsal şeffaflık zarar görmektedir. Tüm bu sistemik etkiler, “kamu performansı”nın zarar görmüş ideallerini gölge bütçelemenin iz bırakmaz ellerine iter kendini. Derinleşen ve alışkanlık haline getirilen gölge bütçeleme alışkanlıkları; kurumsal yozlaşmanın içinden çıkılamaz bir hale geldiği dikenli bir döngü yaratmaktadır. Bu döngünün kurallarını yeniden yazmak isteyen siyasi temsilcilerin varlığı ile zayıflayan demokratik denetimin yeniden tahsis edilmesi için güncel demokratik paradigmalar vardır; katılımcı bütçe, katılım kafeler, dijital demokrasi, living lab ya da diğerleri… Ancak belediye yönetiminin bu yenilikleri gerçekleştirmesi hususunda yaşadığı iç ve dış çatışmalar kırılgan demokrasilerin attığı bebek adımlara çelme takmaya devam etmektedir.

Bununla birlikte politik söylemlerin ekonomiyi daha da kırılgan hale getirdiği bir toplumda enflasyonist baskılara boyun eğmiş ve pusmuş vatandaşın demokratik katılım  yerine bir somun ekmeğe ihtiyaç duyduğu gerçeği ile; kent aidiyeti algısı tasarlamak oldukça sancılı bir süreç olarak görülmektedir. Bu durumda yerel kamusal öncelikler, vatandaşların katılımıyla değil; parti programı ya da seçim beyannemesiyle şekillenmektedir. Bu belgelerde kaynak dağılımının hangi hizmetlere ya da konulara öncelik tanındığına yönelik “politik merak”ı canlandırmak isteyen siyasi temsilciler gölge bütçelemenin karanlıklarından uzak durmak adına Yaşayan Laboratuvarlarda (Living Lab.) vatandaşları pasif katılımcılar değil, sürecin eşit ortakları olarak görmeyi amaçlar. Yeni yönetim paradigmasındaki bu bilinci (uygulamaları) bazı seçmenler “hiç anlayamamakta”, anlasa bile “herhangi bir çaba göstermemektedir”. Living Lab (Yaşayan Laboratuvar), yeni fikirlerin, hizmetlerin, ürünlerin veya politika çözümlerinin gerçek yaşam koşullarında, kullanıcılarla birlikte, çok paydaşlı bir ortamda tasarlandığı, test edildiği ve geliştirildiği yenilikçilik ortamıdır. Bu laboratuvarlar; farklı insanlar arasında işbirliğinin gerçekleştiği bir yaratıcılık ortamı, çok paydaşlı bir organizasyon yapısı, yenilikçi bir inovasyon ekosistemi, araştırma metodolojisi, kullanıcıları dahil etme yaklaşımı, kamu-özel sektör ortaklıkları konsepti, açık inovasyona dayalı açık bir platform, bir deney ortamı, döngüsel ekonominin tartışılabildiği, kullanıcı merkezli bir strateji, meslek edindirme gibi toplumsal öncelikleri önemseyen aslında gerçekten yaşayan birimler olarak değerlendirilebilir (Zavratnic vd. 2019).

Türkiye’de ilk kez 2012 yılında Başakşehir Belediyesi tarafından kurulan Başakşehir Living Lab İnovasyon ve Teknoloji merkezi, belediye hizmetlerinin geliştirilmesi ve akıllı şehir uygulamalarının test edilmesi amacıyla kurulmuştur. İstanbul Başakşehir Living Lab; bilişim teknolojileri, tasarım, girişimcilik, akıllı şehir çözümlerine odaklanmaktadır. Bununla birlikte kuruluş isminde living lab geçmese de belediye yönetiminde akademik bir yönetim stratejisinin takip edildiği bazı merkezler; İstanbul Plânlama Ajansı, Kadıköy İnovasyon Merkezi. Buca Sürdürülebilirlik ve İnovasyon Merkezi, İzmir Plânlama Ajansı olarak örneklendirilebilir. Genel bağlamda, vatandaşların belediye yönetimiyle arasındaki iletişimi ve bağı akademik bir perspektife taşıyan bu atılımlar; kentlilik bilincinin güçlendirilmesi, kentli hakkını canlı bir vizyona taşıması, sosyal öğrenme ve ortak aklın önemini deneyimle güçlendirerek kolektif bir kent hafızasının ortaya çıkmasını motive ediyor. Üstelik dönem dönem politika laboratuvarı haline gelerek demokratik yeniliklerin test edilebilirliğini sağlıyor. Living lab'ler kentlileri hizmetlerin tüketicisi konumundan üreticisi konumuna taşıyor. Böylece, gölge bütçelemenin panzerihi olarak; tasarlanan modelleri, fonlama bilgilerini politika toplantılarını açık veri haline getiriyor. Bu da, bütçe kararlarının halktan saklandığı "gölge alanlar"ı daraltarak hesapverilebilirliği destekliyor.

Bu merkezler sadece teknolojik inovasyon değil, kamusal karar alma süreçlerinin de deneyselleştirilmesi için birer adım olarak değerlendiriliyor. Bununla beraber yeni nesil bürokratik bir kültür inşasına katkı sunarak katı hiyerarşik kapalı bürokratik kapılar yerine yatay, vatandaşa söz hakkı tanıyan bürokratik kültürü teşvik etmektedir.

Sonuç olarak, belediyelerin yalnızca hizmet sunan değil, aynı zamanda kamu yönetimi teorisine katkıda bulunan, akademik perspektifi içselleştirmiş yapılar haline gelmesi bir zorunluluktur. Kırılgan demokrasilerde gölge bütçelemenin karanlıklarına teslim olmamak, ancak bilgiye dayalı yönetim kültürünü yerelde kurumsallaştırmakla mümkündür. Living Lab'ler, tam da bu yüzden sıradan bir inovasyon platformundan öte; demokrasinin laboratuvarı olmaya uygun araştırma merkezleridir. Türkiye’de, akademik belediyecilik anlayışının güçlenmesi ve yaygınlaşması; yerel karar alma süreçlerini daha bilimsel, daha kapsayıcı ve daha şeffaf bir düzleme taşıyacak; yalnızca şehirleri değil, demokrasinin kendisini de güçlendirecektir. Yaşayan Laboratuvarların ve araştırma merkezlerinin yaygınlaştırılması, işte bu hedefin en somut ve umut verici adımlarından biridir.

Kaynakça

Atalay, G. (2024). Türkiye’de Dijital Katılımcı Bütçenin Uygulanabilirliği:Kırşehir Belediyesi Örneği, Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yayımlanmamış Doktora Tezi, Aydın.

Başakşehir Living Lab, https://basaksehirlivinglab.com/ (12.04.2025).

IMF, Fiscal Transparency Manual (2014); OECD, Budgeting for Fiscal Space and Government Spending Review (2014); Şişman, Mehmet. Türkiye'de Kamu Özel İşbirliği Projeleri ve Mali Riskler (2022).

Leonard, H. B., & Rhyne, E. H. (1981). Federal credit and the shadow budget. The Public Interest, 65, 40.

Zavratnik, V., Superina, A., & Stojmenova Duh, E. (2019). Living labs for rural areas: Contextualization of living lab frameworks, concepts and practices. Sustainability, 11(14), 3797.



20 Mayıs 2025 Salı

Belediyeler İçin Yeni Yönetişim Modeli: Ciddi Masa Oyunları

Katılım Oyunu, vatandaşları politika yapım süreçlerine dahil etmenin yaratıcı ve eğlenceli yollarından biridir. Bu yaklaşım, Bertrand Russell’ın şu sözünü akla getirir: “Siyaset; insan ilişkilerini mümkün olduğu kadar iyi tutabilecek şekilde düzenlemektir; bu da her zaman en iyinin ne olduğunu düşünmekle mümkündür.” (Russell, s.10)

Siyaset, bir yandan temel ve kamusal mal-hizmetlerin dağıtımında belirleyici bir rol üstlenirken, diğer yandan da liberal ya da sosyal politika tercihlerinin ağırlığını yansıtabilecek esnekliğe sahip bir disiplindir. Katılım pratikleri, şehir planlamasından vergide adalete; hassas toplumsal kesimlerin kent ölçeğindeki öncelikli ihtiyaçlarından kamusal alanların düzenlenmesine kadar birçok alana nüfuz etmektedir.

Katılım Oyunu ile öğrenciler, kamu görevlileri, STK temsilcileri ve toplumun farklı kesimlerinden bireyler bir araya gelerek fikir alışverişinde bulunur, birlikte karar alma deneyimi yaşar. Bu süreç, bir fikir maratonu niteliğindedir ve karar alma mekanizmalarında daha kapsayıcı, daha duyarlı bir demokrasi pratiğini mümkün kılar. Böylece sadece bir beş yılın telafisi değil; geleceğe dair daha nitelikli bir yönetişim anlayışı doğar.

Finlandiya’nın Helsinki kentinde 2018 yılında yerel yönetim tarafından tasarlanan Participation Game (Katılım Oyunu), eksiklerine rağmen yaratıcı bir demokrasi kültürü inşa etmeye katkı sağlamaktadır. Aşağıda görülen görsel, bu oyunun altı farklı desteden ve yaklaşık 40 yönlendirici karttan oluşan örnek kartlarını göstermektedir.

Helsinki Katılım Oyunu Kartları 


Vatandaşlar, kent konseyi üyeleri, sivil toplum kuruluşu temsilcileri ve gönüllü bireylerin katılımıyla halka açık olarak oynanan Katılım Oyunu (Participation Game), yaklaşık 45 ila 90 dakika süren, eğlenceli ve aynı zamanda rekabetçi bir müzakereci demokrasi modelidir. Oyunun temel amacı, yurttaşların fikirlerini ortak bir tartışma zemini üzerinde şekillendirmelerini sağlamak ve bu fikirleri uygulanabilir projelere dönüştürebilmelerine olanak tanımaktır. Katılımcılar, oyun süresince çeşitli tematik kart destelerinden kartlar çeker, bu kartlardaki yönlendirmeler doğrultusunda fikirlerini tartışır ve geliştirirler. Oyunun sonunda ortaya çıkan fikirler proje haline gelebilir; ya da bazı fikirlerin henüz projelenmeye uygun olmadığı da fark edilebilir.

Kart Desteleri ve Fonksiyonları

Great City Kartları

Bu destede yer alan kartlar, sakin, konforlu, canlı, eşit, ortak, güvenli ve sürdürülebilir şehir temaları etrafında yapılandırılmıştır. Katılımcıların fikirlerini bu temalara uygun şekilde yönlendirerek önerilerini biçimlendirmelerine yardımcı olur.

City District Kartları

Helsinki'nin farklı bölgelerini temsil eden bu kartlar, geliştirilen fikirlerin ölçek ve mekân açısından gerçekçi ve uygulanabilir hale getirilmesini sağlar. Her proje önerisi, çekilen kartta belirtilen bölgenin özelliklerine göre uyarlanır.

Limiting Factors Kartları

Bu kartlar, katılımcıların projelerine bütçe, hukuk, nüfus, ölçek gibi çeşitli sınırlandırmaları dikkate alarak yaklaşmalarını teşvik eder. Gerçekçi ve uygulanabilir çözümlerin ortaya çıkmasını destekler.

Ideas Solutions Kartları

Proje fikirlerinin kapsayıcılığını artırmayı hedefleyen bu kartlar, empatik ve yapıcı öneriler sunar. Katılımcı öneri geliştirmekte zorlanıyorsa “arkadaşlarına danış”, “çevreyi keşfet”, “biraz araştırma yap” gibi yönlendirici eylem önerileri içerir.

Citizens Kartları

Bu deste, geliştirilen projelerin gerçekten toplumun geniş kesimleri tarafından ihtiyaç duyulup duyulmadığını sorgulatır. Örneğin, “İş arayan Ahmet Amca bu hizmetten faydalanabilir mi?” ya da “Öğrenci Aslı bu projeye ihtiyaç duyar mı?” gibi sorular aracılığıyla fikirlerin toplumsal faydasına odaklanır.

Wild Card Kartları

Joker niteliğindeki bu kartlar, katılımcılar arasında daha fazla etkileşimi teşvik ederek fikirlerin derinleştirilmesine katkı sağlar.

Karar Sürecine Etkisi ve Uygulama

Katılımcılar oyunu belirli bir disiplin içinde oynar ve süreç sonunda ortaya çıkan somut proje önerileri yazılı bir rapor haline getirilerek belediye yönetimine sunulur. Bu projeler, belediyenin teknik ve ön değerlendirmesinden geçtikten sonra dijital bir platformda (https://omastadi.hel.fi) 12 yaşından büyük vatandaşların oylarına sunulur. Oylama sonucunda seçilen projeler, bir sonraki yıl belediye tarafından kamu hizmetine dönüştürülür.

Bu yönüyle Katılım Oyunu, Helsinki’de katılımcı demokrasinin yaratıcı ve uygulamalı bir aracı olarak öne çıkmakta; hibrit (yüz yüze ve dijital) katılım yöntemlerinin birlikte işlediği yenilikçi bir yönetişim örneği sunmaktadır.


Oyunu Grubu 




Kaynaklar

ATALAY, G. (2023). Belediyelerde Dijital Katılımcı Bütçe Deneyimi: Helsinki Katılım Oyunu. Çağdaş Yerel Yönetimler Dergisi, 32(2), 131-160. 

https://osallistu.helsinki/en/for-professionals/participation/participation-and-interaction-model/

https://omastadi.hel.fi/pages 

https://osallistu.helsinki/en/method/the-omastadi-game/ 


18 Ekim 2024 Cuma

Kamu Maliyesi Perspektifinden Play Marmara Denizi Ciddi Oyunu

Ciddi Oyunlar: Politika Yapımında Eğlenceli Bir Ciddiyet

Ciddi oyunlar (serious games), klasik oyunların ötesinde, politika yapıcıların karar alma süreçlerinde çok yönlü düşünmelerine imkân tanıyan yaratıcı ve eğlenceli araçlardır. "Akademiye biraz renk gelsin!" söylemi yalnızca bir temenni değil; ciddi oyunlarla birlikte artık gerçek bir dönüşümün işaretidir.

Oyun oynayalım, ama ciddiyetle!

Uluslararası örnekler, ciddi oyunların yalnızca bir öğrenme aracı değil, aynı zamanda katılımcı yönetişim pratikleri için etkili bir referans çerçevesi sunduğunu gösteriyor. İlk kez deneyimleyenler için bu oyunlar hem bir kılavuz hem de yeniden düşünme fırsatıdır.

Konuyu edebi-mali söyleşilere çevirmeden, şimdi odaklanalım: Play Marmara Ciddi Oyunu.



Play Marmara "Denizi", Marmara Denizi’ne ulaşan atık suyun sürdürülebilir yönetimi temelinde, deniz suyu kalite parametrelerindeki değişikliklere ve buna bağlı olarak deniz ekosistemindeki gelişmelere odaklanan çok aktörlü, büyük ölçekli bir ciddi oyun (serious game) uygulamasıdır. Bu oyun, Marmara Denizi'nin ekolojik sorunlarına bütüncül bir yaklaşımla üç temel başlık altında odaklanmaktadır:

Sürdürülebilir Çevre Yönetimi

(Atık su deşarjları, deniz çöpleri, gemilerden kaynaklı kirlilik, kıyı alanlarının kullanımı vb.)

Etkin Su Ürünleri Yönetimi

(Kontrolsüz avlanmayla mücadele, hayalet ağların bertarafı vb.)

İklim Değişikliği Politikaları

(Azaltım ve uyum eylemleri)

Çok Katmanlı Eylem Alanları

1. Yasal Eylemler

Bu başlık altında Marmara Denizi’nin korunmasına yönelik yürürlüğe konmuş birçok düzenleme yer alır:

2. Teorik ve Uygulamalı Eylemler

7.518 gemiye denetim, 28 gemiye idari yaptırım uygulanmıştır.

150 izleme istasyonu kurulmuş, tampon bölgeler tanımlanmıştır.

115.616 avcılık denetimi gerçekleştirilmiş; 28,1 milyon ₺ idari para cezası verilmiş, 84 gemi ve 719 av aracı müsadere edilmiştir.

Balık yetiştiriciliği yasak olmasına rağmen, midye yetiştiriciliğine izin verilerek yılda 300 milyar m³ deniz suyu midyeler tarafından filtrelenmektedir.

Müsilajdan etkilenen 3.447 balıkçıya toplam 8.165.900 ₺ destek ödemesi yapılmıştır.

3. Diğer Eylemler: Farkındalık ve Eğitim

Toplumun farklı kesimlerini sürece dahil eden bilinçlendirme ve eğitim faaliyetleri, oyunun önemli tamamlayıcı unsurlarındandır.

Ciddi Oyun: Kamu Maliyesi Bağlamında Stratejik Bir Araç

Ciddi oyunlar, kamu maliyesinde dışsallık sorunlarının hem öncesinde hem de sonrasında bir politika aracı olarak konumlandırılabilir. Play Marmara deneyimi, Türkiye'de MARUF çatısı altında gerçekleştirilmiş ve literatürde çok paydaşlı, mega ölçekli ciddi oyun uygulaması olarak yerini almıştır. Bu deneyim, kaynak dağılımında etkinliğin bozulması durumunda devlet müdahalesinin gerekliliğini savunan yaklaşımı destekler niteliktedir. 

Bu konuda daha kapsamlı bilgi edinmek adına aşağıdaki rapor ve kaynakları inceleyebilirsiniz; 

T.C. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, (2024) Marmara Denizi Eylem Plânı Koordinasyon Kurulu Toplantısı,https://webdosya.csb.gov.tr/db/marmarahepimizin/menu/v_20240703121706.pdf (13.10.2024).

Play Marmara "Denizi" Oyun sonuç raporu, https://www.marmara.gov.tr/uploads/play-marmara-denizi-raporu.pdf  (21 Ekim 2021)

Play Marmara Oyunu (2019). Maruf Youtube Kanalı Kayıtlı Arşiv Video Https://www.youtube.com/watch?v=cprdKJG4HLA (17.09.2024).

Play Marmara Raporu (2019). İstanbul: Marmara Belediyeler Birliği Kültür Yayınları (1.Baskı).











2 Ekim 2024 Çarşamba

Belediyeler İçin Dijital Katılımcı Bütçeleme Rehberi

Dijital katılımcı bütçe, vatandaşların belediye bütçesinin nasıl harcanacağına dair karar alma süreçlerine bilgi ve iletişim teknolojileri yoluyla katılabildiği bir uygulama modelidir. Bu sistem, belediye bütçesinden ayrı bir fon oluşturmak yerine, mevcut bütçeleme sürecine demokratik bir bakış açısı kazandırmayı hedefler. Bu demokratik bakış, "Kamusal mal ve hizmetler kimin için, ne kadar, kimler tarafından, nasıl ve hangi koşullarda sunulmalı?" gibi temel sorulara sahada yanıt arayan bir politika aracıdır.




Günümüzde kamu yönetimi, dijitalleşmeyi yalnızca idari değil, aynı zamanda demokratik süreçlerin bir parçası olarak da değerlendirmektedir. Özellikle yerel yönetimler, dijital katılım araçlarını devreye alarak vatandaşların doğrudan bilgi ve katkı sunduğu dijital bir yönetişim pratiği inşa etmektedir. Bu mekanizmalar, sadece dijital katılımcı bütçe örnekleriyle sınırlı kalmamakta; birçok farklı dijital katılım aracıyla teoriden uygulamaya geçişin önemli bir ayağını oluşturmaktadır. Dijital katılımcı bütçeler tek tip bir model değil, her belediyenin nüfusu, coğrafi yapısı, teknolojik altyapısı, yönetsel kapasitesi ve siyasi iradesine bağlı olarak farklı biçimlerde uygulanmaktadır.

Örneğin: Büyükşehir belediyeleri geniş çaplı dijital platformlarla çalışırken, küçük ölçekli belediyeler daha sade, kullanıcı dostu ara yüzlerle sınırlı sayıda proje için dijital oylama açabiliyor. Bazı belediyelerde sadece fikir önerisi alınırken, bazıları proje tasarımı, bütçeleme ve oylama süreçlerini tamamen vatandaşlara açabiliyor. Bu çeşitlilik, dijital katılımcı bütçenin esnek ve bağlama duyarlı bir araç olduğunu gösteriyor. Ancak aynı zamanda bu farklar, uygulamaların etki düzeyini ve kapsayıcılığını da etkileyebiliyor. 

Vatandaşların, dijital platformlar aracılığıyla kamusal kararlara katılması; demokratik farkındalıklarını, sorumluluk duygularını ve kolektif aidiyetlerini güçlendirmektedir. Bu yönüyle dijital katılımcı bütçe uygulamaları, vatandaşlar için bir demokrasi kültürü inşa etmenin somut yollarından biridir. Bu kültürel dönüşüm, yerel düzeyde katılımın yaygınlaşmasıyla birlikte, temsilî demokrasinin sınırlarını genişleten daha kapsayıcı bir yurttaşlık deneyimi oluşturmaktadır. 

Bu konuda daha kapsamlı bilgi edinmek için doktora tezimin 3. bölümünü inceleyebilirsiniz.

Gözde Atalay, Türkiye'de Dijital Katılımcı Bütçenin Uygulanabilirliği: Kırşehir Belediyesi Örneği,  https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/tezSorguSonucYeni.jsp