27 Ağustos 2026 Perşembe

Nitel Araştırmalarda Yansıtma Notları: Düşünümsel Günlük

Araştırma süreçlerimin devam ettiği birgün başka bir araştırmacı arkadaşım bana araştırma yöntemim hakkında şu soruyu sormuştu; insanlarla konuşup onlara ne istersen onu mu söyletiyorsun?

Belki de nitel araştırmanın başına gelen en büyük talihsizlikti bu! 

Birincisi böyle bir şey yaptırmam mümkün değildi ikincisi ise böyle bir şey yapma, bilimsel bir düşünme şekline aykırı olabileceği gibi araştırmada ortaya çıkacak bulguların eleştirel yönünü baltalamak olurdu! 

Tüm bunlar bir yana bu soru bana araştırmacının nitel bir araştırma sürecinde kendi konumu ne olmalı sorusunu düşündürdü. Çünkü biliyoruz ki araştırmacı görüşmeye tamamen boş bir zihinle girmez. Konuyla ilgili bilgileri, teorik yaklaşımı, beklentileri, katılımcıya ilişkin ilk izlenimleri hatta bazen ne tür cevaplar alacağını düşündüğü varsayımları vardır. Ama tüm bunlar katılımcıların düşüncelerini yönlendirebileceği anlamına gelmeyebilir.

Dolayısıyla bu sürecin öncesinde ve sonrasında şeffaflık ve nesnelliği görünür kılmak amacıyla düşünümsel günlük tutmanın son derece önemli olduğunu biliriz.

Nitel araştırmada düşünümselliğin amacı, araştırmacının veri üretimi ve yorumlama üzerindeki etkisini görünür, izlenebilir ve sorgulanabilir hâle getirmektir.

Finlay’in (2002) düşünümsellik yaklaşımı bu pratiğin daha geniş metodolojik temelini oluşturur. Finlay’e göre araştırmanın güvenilirliğini güçlendirmek için araştırmacının veri toplama ve analiz sürecindeki rolünün açık ve öz-farkındalıklı biçimde incelenmesi gerekir. Araştırmacının varlığını araştırma metninden silmeye çalışmak yerine, araştırmacının katılımcılarla kurduğu ilişkilerin ve kendi varsayımlarının bilgi üretimine nasıl dâhil olduğunu göstermek önemlidir.

Peki bu düşünümsel günlüğü nasıl tutacağız, öncelikle hangi düşünümsellik günlük; içsel mi,yöntemsel mi, epistomolojik mi.. belki sadece birisi ya da hepsi!

Burada içsel düşünümsel günlükten söz etmek istiyorum; 

Araştırmacı, her görüşmenin ardından ve verileri analiz etmeye başlamadan önce gözlemlerini, düşüncelerini, duygularını ve ilk yorumlarını günlüğüne kaydeder. Böylece katılımcıya yönelik tutum ve tepkilerini henüz sonradan yeniden anlamlandırılmamış, daha “ham” hâliyle kayıt altına alabilir. Bu notlar, araştırmacının kendi varsayımlarının ve tepkilerinin veri üretme ve yorumlama sürecini nasıl etkileyebileceğini daha sonra değerlendirebilmesine olanak sağlar.

Bu düşünümsel süreç, Patnaik’in (2013) aktardığı üç aşamalı parantezleme yaklaşımıyla daha sistematik hâle getirilebilir. Eylem öncesi parantezleme, araştırma başlamadan önce araştırmacının verileri etkileyebilecek olası beklenti, tutum ve ön kabullerini fark ederek kaydetmesini ifade eder. Örneğin araştırmacı, belirli bir katılımcı grubundan ne tür yanıtlar beklediğini veya araştırma konusuna ilişkin hangi ön kabullere sahip olduğunu önceden günlüğüne yazabilir.

Eylem sırasında parantezleme, görüşme, odak grup ya da gözlem gibi veri toplama süreçlerinde ortaya çıkan yeni durumların kaydedilmesini içerir. Katılımcının beklenmedik bir açıklaması, araştırmacının güçlü bir duygusal tepki vermesi ya da görüşmenin araştırmacının başlangıçtaki düşüncelerini sorgulamasına yol açması bu aşamada not edilebilir.

Eylem üzerine parantezleme ise araştırmacının daha sonra bu notlara geri dönerek ne öğrendiğini, düşüncelerinin nasıl değiştiğini ve bu yeni farkındalığın sonraki veri toplama ya da analiz sürecini nasıl etkilemesi gerektiğini değerlendirmesidir. 

Böyle düşünüldüğünde günlük aslında araştırma boyunca devam eden bir döngü yaratır:

Araştırmaya başlamadan önce:
Ben bu konuya hangi varsayımlarla yaklaşıyorum?

Araştırma sırasında:
Şu anda ne oldu ve ben buna nasıl tepki verdim?

Araştırmadan/görüşmeden sonra:
Bu deneyim benim düşüncemi nasıl değiştirdi ve bundan sonra neyi farklı yapmalıyım?

Peki bilimsel makaleye nasıl aktaracağız?

Yöntem bölümünde şöyle bir ifade ile; 

"Araştırmacının veri üretimi ve yorumlama sürecindeki etkisini görünür kılmak amacıyla düşünümsel bir günlük tutulmuştur. Her görüşmenin ardından, veriler analiz edilmeden önce, araştırmacının katılımcıya ve görüşmeye ilişkin ilk gözlemleri, tepkileri, varsayımları ve yorumları kaydedilmiştir. Bu notlar veri analizi sırasında yeniden incelenerek araştırmacının ön kabullerinin kodlama ve yorumlama sürecini etkileyebileceği noktaların fark edilmesi ve sorgulanması amaçlanmıştır. Bu süreç, araştırma öncesindeki varsayımların belirlenmesi, veri üretimi sırasında ortaya çıkan yeni durumların izlenmesi ve bu deneyimlerin sonraki araştırma sürecine yansıtılması biçiminde üç aşamalı bir düşünümsel süreç olarak yürütülmüştür (Finlay, 2002; Dowling, 2006; Turhan, 2024)."


Peki araştırma süreci boyunca tuttuğumuz günlük notlarını ne yapacağız? 

Bu bir proje araştırmasıysa örneğin Tübitak gibi, buradaki veri yönetim plânındaki yönergeler takip edilebilir, kuruma sunulacak mı, kaç yıl saklanması gerekiyor gibi soruların yanıtları aranabilir. 

Bu bir araştırma makalesiyse etik kurul başvurusu ve katılımcı bilgilendirme/onam formu ile uyumlu bir saklama planı oluşturulmalıdır. 

En önemlisi de makalenin gönderileceği derginin veri politikası kontrol edilmelidir. Bazı dergiler veri paylaşımını teşvik ediyor ama etik veya hukuki nedenlerle verinin paylaşılamadığı durumlarda bunun bir data availability statement ile açıklanmasını kabul ediyor. 

Dolayısıyla sürecin başından sonuna kadar ilerleyen tüm adımları bu şekilde özetlemiş olalım...

Başarılar!


Kaynaklar

Dowling, M. (2006). Approaches to reflexivity in qualitative research. Nurse researcher, 13(3).

Finlay, L. (2002). “Outing” the researcher: The provenance, process, and practice of reflexivity. Qualitative health research, 12(4), 531-545.

Patnaik, E. (2013). Reflexivity: Situating the researcher in qualitative research. Humanities and Social Science Studies, 2(2), 98-106.

Turhan, Z. (2024). Nitel Araştırmalarda Düşünümsellik ve Araştırmacının Konumu. Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 24(4), 1499-1516.


















24 Ağustos 2026 Pazartesi

Barbiana School, Barbiana Okulu, Don Lorenzo Milani, Eleştirel Pedagoji

 Barbiana Öğrencilerinden Mektup, özgün adıyla Lettera a una professoressa (Bir Öğretmene Mektup), 1967 yılında İtalya’da yayımlanan ve dönemin eğitim sistemine yönelik güçlü bir eleştiri ortaya koyan kolektif bir metindir. Kitabın arkasındaki temel isim Don Lorenzo Milani’dir. Milani, Katolik bir rahip, eğitimci ve eleştirel pedagojinin önemli öncülerinden biridir.

Lorenzo Milani, 1954 yılında Milani, Floransa yakınlarındaki küçük ve yoksul bir dağ yerleşimi olan Barbiana’ya rahip olarak gönderildi. Barbiana oldukça izole bir bölgeydi ve burada yaşayan çocukların eğitim olanakları son derece sınırlıydı. Milani, özellikle devlet okulunda başarısız sayılan, sınıfta bırakılan ya da eğitim sisteminin dışında kalan köylü ve yoksul ailelerin çocuklarıyla çalışmaya başladı.

Barbiana bildiğimiz anlamda resmî ve kurumsallaşmış bir okul değildi. Küçük bir yerleşimde, sınırlı araçlarla başlayan bir öğrenme ortamıydı. Milani başlangıçta az sayıda öğrenciyle çalışıyor; öğrenciler okuyor, tartışıyor, yazıyor ve birbirlerine öğretiyorlardı. Bu küçük okul zaman içinde geleneksel eğitim sistemine yönelik çok daha kapsamlı bir eleştirinin doğduğu yer hâline geldi.

Barbiana Okulu’nun ikonik özelliklerinden biri öğrencilerin “başarılı” ve “başarısız” olarak nitelendirilmemesiydi.Milani’ye göre çocukların başlangıç koşulları eşit değilse, hepsine aynı biçimde davranmak gerçek anlamda eşitlik yaratmayacaktı.

Eğitimli ve varlıklı ailelerden gelen çocuklar okulun kullandığı dile, kültüre ve bilgi biçimlerine daha önceden aşina olabilirler. Evlerinde kitaplar, gazeteler, eğitimli yetişkinler ve geniş bir kelime dünyası bulunabilir. Ancak köylü ve işçi çocukları ise çoğu zaman aynı imkânlara sahip değildir. Buna rağmen bütün çocukları aynı sınava sokmak ve sonuçları üzerinden bazılarını başarılı, bazılarını başarısız ilan etmek, başlangıçtaki toplumsal eşitsizlikleri görmezden gelmek anlamına gelir.

Barbiana’nın temel eleştirisi de bu noktada ortaya çıkar: Eşit olmayan koşullarda bulunan çocuklara aynı biçimde davranmak, eşitlik değildir. Dolayısıyla, Barbiana anlayışında öğretmenin görevi zaten başarılı olanları seçip ilerletmek değil, geride bırakılan öğrencilerin öğrenmesini mümkün kılacak yollar bulmaktı.

Barbiana pedagojisinde dil özel bir öneme sahipti. Bir işçinin işveren karşısında hakkını savunması, bir köylünün devlet kurumlarıyla ilişki kurabilmesi, bir vatandaşın siyasal bir mesele hakkında görüş bildirebilmesi ya da herhangi bir kişinin kendisine yöneltilen haksızlığa karşı çıkabilmesi için sözcüklere ihtiyacı vardır. Bu nedenle Barbiana’da dil bir anlamda güç ve özgürleşme aracı olarak görülür. 


Okulda gazetelerin okunması, güncel siyasal ve toplumsal meselelerin tartışılması ve mektup yazmaya büyük önem verilmesi de bununla ilişkilidir. Eğitimin amacı çocuğu  sınava hazırlamak değil, içinde yaşadığı dünyayı okuyabilen ve bu dünya hakkında söz söyleyebilen bir insan hâline getirmektir.


Barbiana Okulu’nu dönemin geleneksel eğitiminden ayıran bir diğer önemli özellik, öğrenmenin bireysel rekabet üzerine değil, kolektif ilerleme üzerine kurulmasıdır. Daha ileride olan öğrenciler daha geride olan öğrencilere yardımcı olur. Bir öğrencinin bir konuyu öğrenmesi yalnızca kendi kişisel başarısı olarak görülmez; bildiğini başkasına aktarabilmesi de öğrenme sürecinin bir parçasıdır.

Bilgi, bu anlayış içinde kişinin sınavlarda başkalarını geçmek için biriktirdiği bireysel bir sermaye olmaktan çıkarak ortaklaşa üretilen ve paylaşılan bir kaynağa dönüşür.


Barbiana deneyiminin en önemli ürünlerinden biri 1967 yılında yayımlanan Barbiana Öğrencilerinden Mektup oldu. Metin Barbiana öğrencileri tarafından kolektif biçimde oluşturulmuştur. Öğrenciler ne söylemek istediklerini birlikte tartışmış, metni oluşturmuş, cümleleri tekrar tekrar gözden geçirmiş ve yeniden yazmışlardır. Dolayısıyla kitabın yazım biçimi de Barbiana’nın pedagojik anlayışını yansıtır. Bir kişinin diğerleri adına konuşması yerine, düşüncenin ortaklaşa oluşturulduğu bir süreç söz konusudur.

Bu açıdan Milani’nin rolü de önemlidir. Milani, öğrenciler hakkında konuşan kişi olmaktan çok, öğrencilerin kendi sözlerini oluşturabilecekleri koşulları yaratmaya çalışmıştır. Kitabın yazarı olarak öğrencilerin öne çıkarılması bilinçli bir tercihtir.

Mektup formu, eğitim sistemi içinde yeterince duyulmayan çocukların doğrudan söz almalarının ve kendilerini dışlayan sisteme seslenmelerinin aracıdır. Eğitim, insanları sıralamak ve elemek için değil, aralarındaki eşitsizlikleri azaltmak için kullanılmalıdır.

Barbiana Öğrencilerinden Mektup Mayıs 1967’de yayımlandı. Ancak Don Lorenzo Milani kitabın yayımlanmasından çok kısa bir süre sonra, 26 Haziran 1967’de, henüz 44 yaşındayken hayatını kaybetti. Bu nedenle kitabın ilerleyen yıllarda yaratacağı geniş etkiyi büyük ölçüde göremedi.

Milani’nin ölümünün ardından Barbiana Okulu bir süre daha öğrenciler ve okul çevresindeki kişiler tarafından devam ettirilmeye çalışıldı. Ancak okul, Milani’den sonra başka bir öğretmenin yönetiminde kalıcı bir kuruma dönüşmedi ve 1968 yılında faaliyetlerine son verdi.

Barbiana Okulu’nun kapanması, Barbiana pedagojisinin sona ermesi anlamına gelmedi. Tam tersine, okul ortadan kalkarken düşünceleri daha geniş çevrelere yayılmaya başladı.


Barbiana Öğrencilerinden Mektup, 1960’ların sonlarında Avrupa’da yükselen öğrenci hareketleri ve eğitimde eşitlik tartışmalarıyla aynı dönemde yayımlandı. Kitap; eğitimde fırsat eşitliği, sınıfsal farklılıklar, sınıfta bırakma, öğretmenin sorumluluğu, dezavantajlı öğrencilerin eğitime erişimi ve okulun toplumsal eşitsizlikleri yeniden üretmedeki rolü gibi konular üzerine yürütülen tartışmaların önemli referanslarından biri hâline geldi.

Bugün Barbiana’daki okulun ve Milani’nin yaşadığı mekânın izleri korunmaktadır. Mekân, Barbiana pedagojisinin tarihini ve okulda kullanılan materyalleri hatırlatan bir eğitim ve hafıza alanı hâline gelmiştir. Günümüzde halka açık bir okul müzesidir. 

Buraya giderseniz bana fotoğraf atmayı unutmayın; umarım ben sizden önce gidebilirim :) 



Referanslar

Navas Saurin, A. (2015). Promoting social and political change through pedagogy: Lorenzo Milani and the Barbiana School (Italy 1954–1967). In E. Rodríguez (Ed.), Pedagogies and curriculums to (re)imagine public education (Vol. 3). Springer. https://doi.org/10.1007/978-981-287-490-0_8

Barbiana Öğrencileri. (2012). Barbiana Öğrencilerinden Mektup (Z. Yıldırım, Çev.). İstanbul: Kaldıraç Yayınevi.