Araştırma süreçlerimin devam ettiği birgün başka bir araştırmacı arkadaşım bana araştırma yöntemim hakkında şu soruyu sormuştu; insanlarla konuşup onlara ne istersen onu mu söyletiyorsun?
Belki de nitel araştırmanın başına gelen en büyük talihsizlikti bu!
Birincisi böyle bir şey yaptırmam mümkün değildi ikincisi ise böyle bir şey yapma, bilimsel bir düşünme şekline aykırı olabileceği gibi araştırmada ortaya çıkacak bulguların eleştirel yönünü baltalamak olurdu!
Tüm bunlar bir yana bu soru bana araştırmacının nitel bir araştırma sürecinde kendi konumu ne olmalı sorusunu düşündürdü. Çünkü biliyoruz ki araştırmacı görüşmeye tamamen boş bir zihinle girmez. Konuyla ilgili bilgileri, teorik yaklaşımı, beklentileri, katılımcıya ilişkin ilk izlenimleri hatta bazen ne tür cevaplar alacağını düşündüğü varsayımları vardır. Ama tüm bunlar katılımcıların düşüncelerini yönlendirebileceği anlamına gelmeyebilir.
Dolayısıyla bu sürecin öncesinde ve sonrasında şeffaflık ve nesnelliği görünür kılmak amacıyla düşünümsel günlük tutmanın son derece önemli olduğunu biliriz.
Nitel araştırmada düşünümselliğin amacı, araştırmacının veri üretimi ve yorumlama üzerindeki etkisini görünür, izlenebilir ve sorgulanabilir hâle getirmektir.
Finlay’in (2002) düşünümsellik yaklaşımı bu pratiğin daha geniş metodolojik temelini oluşturur. Finlay’e göre araştırmanın güvenilirliğini güçlendirmek için araştırmacının veri toplama ve analiz sürecindeki rolünün açık ve öz-farkındalıklı biçimde incelenmesi gerekir. Araştırmacının varlığını araştırma metninden silmeye çalışmak yerine, araştırmacının katılımcılarla kurduğu ilişkilerin ve kendi varsayımlarının bilgi üretimine nasıl dâhil olduğunu göstermek önemlidir.
Peki bu düşünümsel günlüğü nasıl tutacağız, öncelikle hangi düşünümsellik günlük; içsel mi,yöntemsel mi, epistomolojik mi.. belki sadece birisi ya da hepsi!
Burada içsel düşünümsel günlükten söz etmek istiyorum;
Araştırmacı, her görüşmenin ardından ve verileri analiz etmeye başlamadan önce gözlemlerini, düşüncelerini, duygularını ve ilk yorumlarını günlüğüne kaydeder. Böylece katılımcıya yönelik tutum ve tepkilerini henüz sonradan yeniden anlamlandırılmamış, daha “ham” hâliyle kayıt altına alabilir. Bu notlar, araştırmacının kendi varsayımlarının ve tepkilerinin veri üretme ve yorumlama sürecini nasıl etkileyebileceğini daha sonra değerlendirebilmesine olanak sağlar.
Bu düşünümsel süreç, Patnaik’in (2013) aktardığı üç aşamalı parantezleme yaklaşımıyla daha sistematik hâle getirilebilir. Eylem öncesi parantezleme, araştırma başlamadan önce araştırmacının verileri etkileyebilecek olası beklenti, tutum ve ön kabullerini fark ederek kaydetmesini ifade eder. Örneğin araştırmacı, belirli bir katılımcı grubundan ne tür yanıtlar beklediğini veya araştırma konusuna ilişkin hangi ön kabullere sahip olduğunu önceden günlüğüne yazabilir.
Eylem sırasında parantezleme, görüşme, odak grup ya da gözlem gibi veri toplama süreçlerinde ortaya çıkan yeni durumların kaydedilmesini içerir. Katılımcının beklenmedik bir açıklaması, araştırmacının güçlü bir duygusal tepki vermesi ya da görüşmenin araştırmacının başlangıçtaki düşüncelerini sorgulamasına yol açması bu aşamada not edilebilir.
Eylem üzerine parantezleme ise araştırmacının daha sonra bu notlara geri dönerek ne öğrendiğini, düşüncelerinin nasıl değiştiğini ve bu yeni farkındalığın sonraki veri toplama ya da analiz sürecini nasıl etkilemesi gerektiğini değerlendirmesidir.
Böyle düşünüldüğünde günlük aslında araştırma boyunca devam eden bir döngü yaratır:
Dowling, M. (2006). Approaches to reflexivity in qualitative research. Nurse researcher, 13(3).
Finlay, L. (2002). “Outing” the researcher: The provenance, process, and practice of reflexivity. Qualitative health research, 12(4), 531-545.
Patnaik, E. (2013). Reflexivity: Situating the researcher in qualitative research. Humanities and Social Science Studies, 2(2), 98-106.
Turhan, Z. (2024). Nitel Araştırmalarda Düşünümsellik ve Araştırmacının Konumu. Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 24(4), 1499-1516.

