30 Temmuz 2026 Perşembe

Yerel Demokrasi Etnografisi: Video Makale Kurgusu

Bu fikir aslında Dr. Annette Arlander’in Dear Olive Tree adlı video makalesini fark ettikten sonra oluştu. 

Arlander’in çalışmasında zeytin ağacıyla kurduğu yazı-beden dili iletişimindeki karşılaşma makalenin temel araştırma sorusunu oluşturuyordu.  

Evet bu bir sanat makalesiydi ancak disiplinler arası düşünebilme konusunda sanatı kamu yönetiminden ayırmasak mı sorusunu zordu zihnim. 

Arlander, 19 dakika boyunca zeytin ağacına mektup yazıyordu ve yazılı akademik anlatının sınırlarını aşarak görüntü, ses, mekân ve bedensel deneyim aracılığıyla başka türlü bir araştırmanın mümkün olabileceğini gösteriyordu.

Bu çalışma, yerel katılımı ve yerel demokrasiyi sahada daha iyi kavrayabilmemiz adına bir araç olarak konumlandırabilir miydi! 

Bence neden olmasın!

İnsanlar bir mahallenin çöp sorununu, sokak kirliliğini, parkların kullanımını veya geri dönüşüm uygulamalarını birlikte tartışırken literatürle desteklenmiş kamera bize ne gösterebilirdi? 

Kimin söz aldığı, hangi önerinin desteklendiği, hangi noktada itiraz edildiği, insanların fikirlerini ne zaman değiştirdiğini ve ortak kararın hangi gerilimler içinden çıktığını da kaydedebilir miydik?

Bireysel beden dilimizden toplumsal beden dilimize uzanan bir eşik ya da rol model bulabilir miydik?

Bilmiyorum.

Ama

Arlander’in sanatsal araştırmasından hareketle başlayan düşünce, zihnimde yuvarlandı yuvarlandı ve yerel bir problemin ciddi masa oyunu aracılığıyla ele alındığı katılımcı bir araştırma modeline dönüşebilir miydi, bir çatlak açabilir miydik ve bunları bir kameranın sözcelemesiyle izleyebilir miydik?

İlginç ve denemeye değer bir mesele! 

Bu fikri olgunlaştırdıkça nasıl yapabileceğimizi buraya notlarım. 

....

26 Temmuz 2026 Pazar

Pierre Bourdieu Bilimin Toplumsal Kullanımları

Önsöz

Bu kitabı okudukça, her bölüme ilişkin değerlendirmelerimi burada paylaşacağım. Bu nedenle incelediğiniz sayfada eserin tamamlanmış bir özetine henüz ulaşamayabilirsiniz. Özet denildiğinde çoğunlukla bir kitabın temel düşüncelerinin yoğunlaştırılmış biçimine ulaşmak anlaşılır. Ancak her araştırmacının mevcut çalışmaları kendi eleştirileri, önerileri ve bilgi birikimi çerçevesinde yeniden ele alması, aynı konuların farklı bakış açılarıyla yorumlanmasına imkân verebilir. Bu nedenle burada “özet”i eserin kısaltılmış bir versiyonu olarak düşünmek yerine eserin benim düşünsel dünyam üzerinden yeni bir özet olarak konumlandırabilirsiniz. Çalışmayı da bu yaklaşımı göz önünde bulundurarak okumanızı rica ederim. Ancak burada amacım, okura belirli bir okuma biçimi dayatmak değil; bu çalışmanın hangi yorumlama çerçevesi içinde kaleme alındığını açıklamaktır. Dolayısıyla burada karşılaşacağınız özet, kitabın değişmez ve tarafsız bir izdüşümü olmaktan ziyade, belirli bir bakış noktasından gerçekleştirdiğim yeniden anlamlandırma denemesidir.

Sevgiler

Giriş

Eser, Heretik yayınlarının 4. baskısı ve Levent Ünsaldı'nın çeviri ve takdimiyle ilerlemektedir. 

...

Farklı bir kalemden...

...

Alparslan Akarca’nın “Pierre Bourdieu: Bilimsel Alan ve Düşünümsel Yöntem” başlıklı kitap değerlendirmesinde ifade ettiği üzere, Bourdieu’nün düşünümsel metodolojiyi sosyal bilimlere dâhil etmesi, bilimi hem sosyolojik bağlamda hem de kendi üretim koşulları, kurumları ve işleyişi üzerine de düşünmeye yöneltmektedir. Bu yaklaşımda teori ve pratik birbirinden ayrı süreçler olarak ele alınmamakta; aksine birbirini karşılıklı olarak etkileyen ve birbirinden ayrı düşünülemeyen süreçler olarak değerlendirilmektedir. Bilimsel alanda ortaya çıkan habitus, Bourdieu’nün “cüppe aristokrasisi” olarak ifade ettiği akademik seçkinlerin yeniden üretilmesi ya da dönüşümüyle sınırlı değildir. Habitus bilimsel alanda yerleşik hâle gelen kuralların, kabullerin ve ortodoksinin bilim üzerinde kurduğu tahakkümün anlaşılmasına da imkân vermektedir. Bilimsel alanın içinde iki farklı güç birikebilir. Birincisi, araştırmalar ve bilimsel yetkinlik yoluyla kazanılan özgül bilimsel itibar; ikincisi makamlar, yöneticilikler, atamalar ve kurumsal yetkiler yoluyla kazanılan bürokratik veya siyasal güçtür. Bu iki güç, her zaman aynı kişide bulunmaz ve kurumsal siyasal gücün bazen bilimsel yetkinliğin önüne geçmesi söz konusudur.

...

Bu kısa değerlendirme sonrasında eseri okudukça birikimli olarak ilerleyeceğimiz bölümlere bakalım ve metni derinlemesine açalım istiyorum. 

...

Takdim 

----Bourdieu’nün bilimsel alana ilişkin yaklaşımı, bilimsel bilginin kendi içine kapalı, toplumsal ilişkilerden ve mücadelelerden bağımsız bir dünyada üretildiği düşüncesine yönelik bir eleştiri olarak okunabilir. Merton’un bilim sosyolojisi, bilgi sosyolojisiyle olan bağı zayıflatarak bilimsel bilginin içeriğini büyük ölçüde inceleme alanının dışında bırakmış; böylece bilim dünyasını, kendi kuralları ve değerleri doğrultusunda işleyen, bilim insanlarına özgü büyülü ve ayrıcalıklı bir alan gibi ele almıştır. Hatta Merton'un "bilimsel cemaati" Alice'in Harikalar Diyarı gibidir'.. şeklinde ifade ediliyor. --- 

Bourdieu’nün müdahalesi, Alice’in “Hiç de kuralına göre oynamıyorlar” itirazına benzer bir sorgulama içerir. Sorun yalnızca bilimsel dünyanın dışarıdan bakıldığında kapalı ve anlaşılmaz görünmesi değildir; asıl sorun, bu dünyanın hangi kurallarla işlediğinin, kuralları kimlerin belirlediğinin ve bilimsel otoritenin kimler tarafından temsil edildiğinin sorgulanmadan bırakılmasıdır. Bourdieu, bilimin büyüsünü bozarak bilimsel bilginin ardındaki toplumsal ilişkileri görünür kılmaya çalışır; fakat bunu bilimi değersizleştirmek için değil, bilimsel aklın hangi koşullarda daha özerk, eleştirel ve evrensel hâle gelebileceğini sorgulamak amacıyla yapar.

Kafka’nın Bir Köpeğin Araştırmaları adlı anlatısında da benzer biçimde, bilimsel bilginin yaşamın gerçek sorunlarından uzaklaşarak kendi yöntemleri, kavramları ve tartışmaları içinde kapanması eleştirilmektedir. Bourdieu, bilimsel alanın görünüşte en saf ve özerk hâlinde bile güç ilişkilerinden, çıkar çatışmalarından, iktidar mücadelelerinden ve meşruiyet arayışlarından bağımsız olmadığını göstermektedir. Bilimsel bilgi, toplumsal mücadelelerin dışında üretilen tarafsız ve kendiliğinden bir hakikat değil; bilimsel otoritenin, meşruiyetin ve özgül bilimsel sermayenin dağılımı etrafında şekillenen toplumsal bir alanın ürünüdür. Bourdieu açısından, aklın ilerlemesine yönelik harcanan çabalar, bilimsel otorite, konum-iktidar mücadeleleri, alanda yer tutmaya yönelik harcanan çabalardan daha esaslıdır. 

...

 










23 Temmuz 2026 Perşembe

Nazım'ın Ferhad & Şirin Oyunundaki "Temiz Su" Söylemine Disiplinler Arası Bir Bakış

Nâzım Hikmet’in Ferhad ile Şirin adlı tiyatro oyunu, kökeni eski halk anlatılarına dayanan Ferhad ile Şirin aşkını yeniden yorumlar. Oyunda Mehmene Banu, kız kardeşi Şirin’e kavuşmak isteyen nakkaş Ferhad’dan şehre su getirmesini ve bunun için Demirdağ’ı delmesini ister. Başlangıçta yerine getirilmesi neredeyse imkânsız görünen bu görev, Ferhad’ın aşkını sınayan bir koşul olarak ortaya çıkar. 

Ancak şehrin temiz suya ulaşamaması, halkın kirli çeşme sularını kullanmak zorunda kalması, salgın hastalıkların yayılması ve saray çevresinin daha sağlıklı su kaynaklarından yararlanması, dağın delinmesini aşk mücadelesini toplumsal bir eşiğe taşır. 

Oyundaki esas dönüşüm, Mehmene Banu’nun koşulundan vazgeçmesine ve Ferhad’a Şirin’le birlikte gitme imkânı tanımasına rağmen Ferhad’ın dağı delmeyi bırakmamasıyla belirginleşir. 

Böylece başlangıçta sevgiliye kavuşmanın aracı olan çalışma, Ferhad’ın bilinçli olarak üstlendiği kamusal bir sorumluluğa dönüşür. Ferhad, Şirin’e duyduğu bireysel sevgi ile halka karşı sorumluluğu arasında basit bir tercih yapamaz; bireysel mutluluğun, halk temiz suya kavuşmadan tamamlanamayacağını düşünür.

Ferhad’ın Şirin’e duyduğu aşk, zamanla, şehre temiz getirerek insanları ölümden kurtarmak ideali ile genişler. Yazar bu düşüncesini, eseri yazış sürecinde kaleme aldığı bir mektupta, “Mesele tek bir insana duyulan aşkla insanlığa, insanlığın hayrına karşı duyulan aşkın mücadelesi değil, bir vahdet teşkil etmeleri” sözleriyle vurgular (Tunçel, 2020). 

Nâzım Hikmet, geleneksel anlatıdaki aşk uğruna çekilen çileyi toplum için sürdürülen emeğe dönüştürürken, romantik kahraman Ferhad’ı da temiz suyu, ortak yararı ve toplumsal sorumluluğu önceleyen kolektif bir kahraman olarak yeniden kurgular. 

Oyunun kemiğinde üç perdeyi şöyle okuyabiliriz;

birincisi, dağı delmek, sevgiliye ulaşmanın şartıdır

ikincisi, temiz su, Ferhad’ın emeği, toplumsal bir ideale dönüşür

üçüncüsü, Şirin’e kavuşma imkânı doğsa bile halk susuzken bireysel mutluluk mutluluktan sayılmaz 

Dolayısıyla burada biraz duralım yani metnin aşk kısmında değil; su'ya erişim meselesinde; 

Ferhad Demirdağ'a varınca anlam değişir. Yani en başında bu dağ, fiziksel bir engeldi, zamanla kirli suyun yarattığı olumsuz dışsallığın önüne geçebilecek ve temiz su sunacak yaşamsal bir kaynağa dönüştü. 

Ferhad, kamusal altyapıyı emeği sunan bir özne, hatta yönetici sınıfın yerine getirmediği temel bir hizmeti üstlenen kamusal hizmet üreticisi hâline gelir. Aslında mesele, şehre yeni bir su hattı açmak da değil, temiz su var ancak Demirdağ’ın çok ötesinde... Bu su, sarayın erişimine açık, sorun doğal bir kıtlık değil su kaynağının eşit olmayan dağılımıdır

Böyle bir aksta,

Ferhad dağı delmeye devam ederken Şirin onuncu yılın sonunda onun yanına gelir ve "hadi gidelim buralardan" der. Ancak Ferhad, Şirin’e duyduğu sevgi ile insanlara karşı sorumluluğunu birbirinden ayıramaz ve halk henüz suya kavuşmamışken başladığı işi yarım bırakamayacağını söyler. 

Şirin önce bu karar karşısında kırılıp alınganlık gösterse de sonunda Ferhad’ın tutumunu kabul eder ve onu beklemeye karar verir. Böylece oyun, sevgililerin kavuşması ya da ölümüyle değil, belirsiz bir süre için ayrılmalarıyla sona erer. Çeşmelerden henüz su akmaz; halk ise umut ve hayranlıkla Ferhad’ın dağa vuran gürzünün (kuvvetli ve sesli darbeler - vuruşlar- sesler) sesini dinlemeyi sürdürür. 

Bu açık uçlu son, bireysel aşkın ortadan kalkmadığını, ancak toplumsal sorumlulukla yeniden anlamlandırıldığını gösterir.

....

Her açıdan değerlendirilmeye ihtiyaç duyan bir eser... 

Kaynaklar ve Alternatif Okuma Kaynakları

Nazım Hikmet, (1965). Ferhad ile Şirin, De Yayınevi (Birinci Baskı).

Tunç, G. (2006). Çağdaş Mesnevinin Peşinde (Master's thesis, Bilkent Universitesi,Turkey)

Tunçel, A. U. (2020). Samed Vurgun'un 'Ferhad ve Şirin' Oyunu ile Nazım Hikmet'in 'Ferhad ile Şirin' Oyunu Üzerine Mukayeseli Bir İnceleme, Folklor Edebiyat Dergisi 26 (104), 883-906.



14 Temmuz 2026 Salı

"Bir Köy Öğretmeni" Bilimsel Araştırma Yöntemleri Dersi İçin Yeni Bir Soluk Olabilir mi?

Kafka’nın “Bir Köy Öğretmeni” adlı öyküsünde, bir köyde olağanüstü büyüklükte bir köstebek görüldüğü iddia edilir. Köy öğretmeni bu olayı araştırır ve bulgularını yayımlayarak bilim çevrelerinin dikkatini çekmeye çalışır; ancak ciddiye alınmaz. Daha sonra anlatıcı da olayı araştırıp öğretmeni desteklemek ister, fakat aralarında keşfin sahipliği, tanınma ve güvenilirlik konusunda bir çatışma doğar. Öykü, dev köstebeğin gerçekten var olup olmadığından çok, bir bilginin kim tarafından üretildiği, kimin sözüne inanıldığı ve bilimsel otoritenin nasıl işlediği üzerinde durur.

Öyküde yer alan köstebeğin kendisine doğrudan erişemeyiz. Onu , öğretmenin ve anlatıcının aktardıkları aracılığıyla tanırız. Üstelik anlatıcının verdiği bilgiler de kesin değildir. Öğretmen, köstebeği iki metre uzunluğunda olduğunu söyler, fakat köstebeğin gerçek boyutunu açıklamaz.

Köstebek toprağın altında yaşayan, kendisini doğrudan göstermeyen; varlığı çoğunlukla açtığı tünellerden ve bıraktığı toprak yığınlarından anlaşılan bir hayvandır. Bu nedenle gerçekliğin simgesi olmaya uygundur: gerçek, toprağın altında kalır ve biz onu izler üzerinden takip ederiz, onun üzerine konuştuklarımız ise köstebeği - yani varlığı -  gerçeği daha da örtebilir.

Kafka, öyküde, dev köstebeğin gerçekten ne olduğunu anlatmaktan çok, bir gerçekliğin tanıklıklar, metinler, bilimsel otoriteler, kişisel çıkarlar ve tanınma mücadeleleri içinde nasıl gözden kaybolduğunu fark ettirir.

Dolayısıyla Kafka'nın metni bu yönüyle görünür kılması konusunda "to make a mountain out of a molehill" küçük şeyleri abartarak önemli bir mesele - konu haline getirme tekniği kullanıp kullanmadığı tartışmalıdır.

Öykünün bilim felsefesi açısından düşüneceğimiz kısmı; 

1. Gözlem ile bilimsel gerçekler arasında mesafe üzerinden;  Köstebeğin gerçekten var olup olmadığı kadar, onu kimin gördüğü ve kimin anlattığı önem kazanır. Köylülerin tanıklıkları, öğretmenin emeği ve yerel bilgi, bilimsel kurumların onayından geçmediği sürece “söylenti” düzeyinde kalmaktadır.

2. Kurumsal bilim ve bireysel araştırmacı arasındaki denge; Öğretmenin kişisel inancı ve gözlemleri, dev köstebeğin varlığını tartışmasız biçimde kanıtlamaya yetmez. Bununla birlikte bilimsel otoriteyi temsil eden kişiler de olayı araştırmadan ve metinleri okumadan reddettikleri için güvenilir bir doğrulama mekanizması oluşturmazlar. Böylece hakikat, kişisel kesinlik ile kurumsal önyargı arasında askıda kalır.

3. Bilimsel bilgi, tanınma mücadelesinde nasıl konumlanır: Öğretmenin kendi adının keşifle birlikte anılmasına yönelik istek...

Bu üç temel mesele, Kafka'nın bu öyküsü üzerinden daha detaylı irdelenebilir, ayrıca öykünün kurgusu "yazma" işiyle ilgilenenler için bir model sunmaktadır; dev köstebek aşamalı biçimde öyküden yavaş yavaş kayboluyor ve yerini anlatıcının niyetleri, öğretmenin kırgınlığı ve iki kişi arasındaki ilişki ve iletişim alıyor.

Müthiş!


Kaynaklar

Franz Kafka, 2019, Köy Öğretmeni, Koridor Yayınları

Oliver Tearle, A Summary and Analysis of Franz Kafka's "The Village Schoolmaster" https://interestingliterature.com/2022/05/franz-kafka-village-schoolmaster-summary-analysis/ 

Sarı, A., & Dağabakan, D. (2020). Franz Kafka’nın Eserlerinde Hayvan İzleği.



8 Temmuz 2026 Çarşamba

İzmir Vision Scenario Lab Urban AI, Digital Twins, and Democracy

A few days ago, I received an email with this subject line; I was already following the process, so I was pleased to see it. My pleasure is actually about rethinking cities through the perspective of democracy and artificial intelligence.

Actually, you could have found this news by browsing the internet. However, given the purpose of my website, it is important that these current events are discussed in academic lectures and serve subject matter for theses, articles etc..

Let's get to the topic!

In İzmir’s long-term future planning -that is, for 2074- the transformation of digital twins and AI-powered city models into participatory tools is on the agenda.

In here planning is not just a closed-off tool used by experts and technical institutions. It also creates a space where citizens can understand, question, and participate in decision-making processes about the future.

The Izmir Planning Agency and Play the City are developing a platform called the Vision 2074 Scenario Lab. The platform, pioneered by expert Dr. Ekim Tan, will facilitate discussions on how Izmir might transform over the next 50 years in areas such as housing, water, agriculture, transportation, ecology, disaster resilience, migration, and public spaces.

There is a deeper experience here than a classic strategic plan. Here, citizens discuss different scenarios, priorities, and conflicting interests in a gamified/participatory environment; local knowledge is incorporated into planning processes; and artificial intelligence is used not as a decision-making authority but as a tool to support collective thinking. 

Here, of course, we see a turning point: municipalities are turning away from traditional models of participation in local democracy toward more dynamic and different models ....at least that’s the case in Izmir.

....

Some topics where we can examine such a recent experience from an academic perspective include:

Examining it as a serious game/scenario laboratory

Examining it as a political-economic critique of the digital twin

Examining it as an impact assessment 


For more details, you can refer to the following sources:

https://vizyon2074izmir.gamesforcities.com/home/

https://www.linkedin.com/pulse/need-participatory-digital-twins-izmirs-vizyon-2074-who-ekim-tan-phd-bnn1e/?trackingId=7hNNRpgYSey%2F3iII2lZkgg%3D%3D 

https://www.playthecity.eu/https://www.playthecity.eu/