4 Ağustos 2025 Pazartesi
11 Temmuz 2025 Cuma
Stratejik Planlamada AI Entegrasyonu: "Yersiz yurtsuzlaştırıyor" musunuz? -deterritorialization-
Belediye yönetimleri son zamanlarda klasik bir yerel yönetişim anlayışından deneysel bir yerel yönetişim anlayışına doğru yönelmektedir. Biz; araştırma merkezleri, plânlama ajansları ya da stratejik araştırma merkezleri gibi kurumsallaşan yapılarla bu dönüşümü yorumlayabiliyoruz. Süreç o kadar hızlı ilerliyor ki bir makale taşımına yetişmiyor uygulamaları takip edip onları kuramsallaştırmak...
Gündemde yapay zeka uygulamaları var; müdürlükler, chatbot'lar ve gamification' uygulamalarının nöronal ağlarla tartışmaya açıldığı yeni bir dönemin içindeyiz. Bu güncel paradigmalar içinde dijitalleşme ve stratejik planlama arasındaki ilişki, yapay zekâ uygulamalarının belediyelerde aktif olarak kullanımını da beraberinde getiriyor. Evet şemsiye bir bakışla göz attığımızda belediyelerde yapay zekâ tabanlı stratejik planlama süreçlerinde nitelikli personel ihtiyacı, eğitim ile korku ve endişelerin sönümlendirilmesine ihtiyaç duyuluyor. Biraz daha derinlere indiğimizde ise yeni bir tartışma açığa çıkıyor; "yersiz-yurtsuzluk"
Yönetişim modellerinin ötesine geçen havalı teoriler, kavramsal rehberler, iddialı raporlar, yapay zekanın tehdit unsurlarının ya da etik ihlallerinin önüne geçildiğinde işleri kolaylaştıracağını savunuyor. Bu konuyu buradan alıp Deleuze ve Guattari’nin “minör edebiyat” kavramıyla harmanlayarak yeni bir soru soracağım şimdi sizlere...
Deleuze ve Guattari, Kafka Minör Bir Edebiyat İçin adlı eserinin 3. bölümünde minör edebiyatı şöyle açıklıyor;
Sessizleştirilmiş yurttaşların katkılarını yeniden kazanmaya yönelik bir bakışla, yönetimlerin yapay zekâyı teknik kodlamalarla sınırlı bir düzenleme alanı ile sınırlamak yerine, katılımla şekillenen, yaşanmışlıkları gözeten ve mahallelerin özgün verisini esas alan bir kamusal tasarım alanı olarak değerlendirmesini tartışmaktayım. Bu noktada politikacılara, uzmanlara hatta bilime şu soruyu sormak istiyorum; Stratejik Planlamada AI Entegrasyonunu tasarlarken sessiz vatandaşları, tam kamusal mal ve hizmetleri "yersiz yurtsuzlaştırıyor" musunuz?
Kaynak
Deleuze, G. & Guattari F., (2001), Kafka Minör Bir Edebiyat İçin (Çeviri: Özgür Uçkan, Işık Ergüden), İstanbul: YKY
16 Haziran 2025 Pazartesi
Yenilebilir Şehir Ciddi Oyunu: Sempeter Pri Gorici Slovenia
Yanlış yazmadım; yenilebilir şehirleri ciddi oyunla tasarlamanın bir yolu mümkün. "Yenilebilir Şehir", şehir planlaması ile kentsel tarım yaklaşımlarını birleştirerek doğayla daha uyumlu ve sürdürülebilir bir kent yaşamını hedefleyen bir kavramdır.
Nedir yenilebilir şehir tasarımları?
Kamusal alanda betonların içine gömülmüş kentlere nefes aldırmak, gıda erişimini mümkün kılmak, şehir tasarımlarında vatandaşların yeşil kamusal alanlarda tüketebileceği ve üretebileceği meyve-sebze bahçelerine yer açmaktır. Bir nevi kır ve kent arasındaki topraktan kopuşu, kentlerde yeniden onaran bir yaklaşımdır.
Bu model; parklar, kaldırımlar, okul bahçeleri, boş arsalar gibi alanların gıda üretimi için değerlendirilmesini öngörür hatta bir kafe bile yenilebilir bir konseptte dizayn edilebilir, halk bahçeleri, dikey tarım, çatıda tarım, kamusal meyve ağaçları ve yenilebilir peyzaj gibi uygulamalarla görünür kılınır. Gıda güvenliğini artırmak, kentsel sürdürülebilirliği desteklemek adına vatandaşların aktif katılımını da davet eden yeni bir yeşil kamusal yaşam kültürüdür. Şimdi size Sempeter Pri Gorici bölgesindeki pilot bir ciddi oyun deneyimini kısaca tanıtayım, aşağıdaki görsel ciddi oyundan alınan tek bir kareye ait.
Görsel 1: Sempeter Pri Gorici Slovenia Serious Edible Game
Sempeter Pri Gorici pilot bölgesinde uygulanan, bir kamusal alanın yeşillendirilmesini hedefleyen model, yenilikçi ve katılımcı bir yönetişim pratiği olarak öne çıkmaktadır. Bu uygulama, vatandaşların Gorici bölgesini bir tür ciddi oyun aracılığıyla planlamalarına olanak tanımıştır. Oyunlaştırılmış bu sistem sayesinde katılımcılar, oyun içinde ağaç dikebilmekte, su kaynaklarını yönetebilmekte, karbon salınımını azaltıp, oksijen üretimini arttıran oyun modülleriyle bu kararların maliyet, çevresel ve ekonomik etkilerini doğrudan gözlemleyebilmektedir. Model, özellikle sosyo-ekolojik dönüşüm açısından insan-gıda bağlantısı vizyonuna ve sosyal-mekânsal dönüşüme yeni bir vizyon sunmuştur. Bu uygulama özelinde şehir plânlamasının vatandaşlar tarafından da görünür olmasını mümkün kılmaktadır. Bu ne demek? Örneğin bir vatandaş, A mahallesindeki ağaçların sokak için yeterince fazla olduğunu düşünerek belediyeden bir müdahale istemektedir, ancak bu müdahalenin dışsal etkisinden habersiz olabilir. Ya da başka bir vatandaş A mahallesine taziye evi ya da buna benzer bir bina yapılması talebinde bulundu, bu durumda binanın yapımı için ayrılacak kaynağın tutarını, bu bina yerine alternatif çözümleri ya da bina için harcanan suyun miktarı ile ortaya çıkan karbon salınımlarını oyun oynarken görebilecektir. Bu durum vatandaş - belediye arasındaki asimetrik bilginin aşılması konusunda bir alternatif olabilir. Ayrıca bir belediye yönetimi, kentin ihtiyaç duyduğu öncelikli meseleler hakkında buna benzer uygulamalar geliştirebilir. Belki konu çevre olmayabilir sosyal yardımların eğilimi olabilir ya da eğitim konusunda ihtiyaç duyulan önceliklerin neler olabileceği tartışmaya açılabilir. Böylelikle farklı birimler bazında, yerel talep bilgilerini güncel tutabilir.
Genel bir bakışla; bu ciddi oyun deneyimi, uygulamayı belli bir farkındalık düzeyine taşımaktadır. Belediye yönetimlerinin yenilebilir şehir anlayışı konusundaki eylem plânları; yurttaşları ekonomik açıdan tüketici konumundan üretici konumuna taşıyabilir. Kentte yenilebilirliğin sistemli bir şekilde düzenlenmesi insanın üretme arzusuna, doğayla anlamlı ve sürdürülebilir bir ilişki kurma çabasına yanıt verebilir. Şehirde üretim yapma imkânı, bireyleri sadece tüketici olmaktan çıkararak, kamusal yaşamın aktif öznesine dönüştürür. Dahası, yenilebilir şehirler adil gıda dağılımı için gerekli fiziksel ve sosyal altyapıyı sağlayarak gıda yoksulluğuyla mücadelede bir araç olabilir. Yolda yürürken ya da kamusal alanda dinlenirken bir meyveye erişilebilirlik meselesi, gıdanın metalaştırmaktan öte onu demokratikleştirir.
Bu yönetişim modeli, ortak malların ve kamusal alanın yönetimine dair geleneksel anlayışlara alternatif bir perspektif sunabilir. Kamusal kaynakların yalnızca piyasa ya da devlet düzenlemeleriyle değil, yurttaş temelli yönetişimle de sürdürülebilir bir şekilde yönetilebileceğini gösterir. Ayrıca, bu yaklaşım, kentli hakkını gözeterek onları kamusal alanın doğal koruyucuları olarak konumlandırır.
Kaynaklar
Pueyo-Ros, J.,
Comas, J., Säumel, I., Castellar, J. A., Popartan, L. A., Acuña, V., &
Corominas, L. (2023). Design of a serious game for participatory planning of
nature-based solutions: The experience of the Edible City Game. Nature-Based
Solutions, 3, 100059.
https://www.youtube.com/watch?v=BHm_flGYe9E
https://cordis.europa.eu/project/id/776665
https://www.edicitnet.com/wp-content/uploads/210812-globalflyer-en-web.pdf
15 Haziran 2025 Pazar
Yapay Zeka Destekli Sohbet Robotu: Bağcılar Belediyesi BAGBİ
Türkiye Bilişim Derneği'nin yayınlamış olduğu bir raporda yer alan yerel yönetimlerde yapay zeka kullanımına yönelik gerçekleştirilen bir vaka çalışmasından bahsetmek istiyorum. Bu blog yazısı raporda yer alan vaka çalışmasının yönetişim boyutuyla özetini yansıtmaktadır. Amacım, belediyelerin ve akademisyenlerin bu konuyla ilgilenenlerin farkındalığını arttırmak ve burada vaka arşivi oluşturmaktır. Uygulamayı yönetişim boyutuyla ele alıp kamu maliyesi açısından kısa bir değerlendirmeyle tanıtacağım.
Nedir BAGBİ ?
"Bağcılar Belediyesi tarafından uygulamaya konulan BAGBİ YZ Destekli Sohbet Robotu, YZ tarafından desteklenen, vatandaşla sorunsuz iletişim yönetimine izin veren, kurum içerisindeki tüm dijital kanallara ve uygulamalara kolayca uygulanabilen özerk, gerçek zamanlı mesajlaşma aracını içeren bir projedir" (Türkiye Bilişim Derneği, 2024).
Kaynak
Kamuda Yapay Zeka Uygulamaları, (2024), Türkiye Bilişim Derneği, Bölüm 03: Yapay Zeka Çalışması: BAGBİ https://www.tbd.org.tr/pdf/kamubib-calisma-grubu/kamuda-yapay-zeka-uygulamalari-2024.pdf
6 Haziran 2025 Cuma
Yerel Mali Sosyoloji
Pıerre Bourdıeu, Loic Wacquant ile
birlikte kaleme aldığı Düşünümsel Sosyolojiye Davet adlı kitabının “Sosyoanaliz
Olarak Sosyoloji” başlığı altında (2.Bölüm Chicago Semineri)
katılımcı nesnelleştirmeyi tartışarak Homo academicus’un öz değerlerini yeniden
hatırlatmıştır.
Bourdıeu, “Homo academicus” kavramı
ile akademisyeni salt bilgi üreten bir özne değil, belirli bir sosyal alan
içinde konumlanmış, habitus’u olan, stratejik ve sembolik sermaye ile hareket
eden bir aktör olarak değerlendirmiştir. Homo academicus’un en dikkat çeken
özelliği, akademik alanda tarafsız olmadığı; aksine “ortodoksi” (mevcut
iktidarı temsil edenler) ve bir “heterodoksi” (yenilik getirmeye çalışanlar)
çatışması barındırdığını ifade etmiştir. Nitekim de bu çatışmadan doğan adımlar
akademinin bazen yerinde saymasına sebep olurken bir yandan da sınırlarını genişletmek
istemeyen akademisyenlerin kendiler için bir çeşit farkındalık oluşturmaktadır.
Ancak Bourdıeu bu eserin kendisine en başından eziyet olacağını itiraf etmekte
ve şunları söylemektedir;
Akademi hepimiz için, var olduğumuz potansiyellerle yeniden yorumlanmaya açık bir hale gelebiliyor; araştırma sorularımız ve bununla şekillenen araştırma yöntemimiz, teorik perspektifler ya da pratik alanlardaki deneyimsel odaklar… Gün başlarken ya da günün sonunda akademik hesap verilebilirlik konusunda akademisyenlerle çatışma yaşamış, derdini anlatamamış, anlatsa bile “saha” diye yaftalanmış bir dizi anlamla yeniden sorgulanacak alanlara aşina olmaya hazır ve nazır bırakılıyoruz. Ancak burada bireysel akademik geçmişimle birlikte şu an aynı soruyu tekrar sormak istiyorum; “Biz akademiyi salt bilgi birimimizi arttırmak amacıyla mı inşa ettik?” Yoksa, öğretilen her bilginin deneyimsel, düşünsel ve bağlantısal bir forma getirilmesini sağlayıp ben de dahil olmak üzere tüm öğrencilerin bilgi üretimininin aktif birer paydaşı olarak mı görülmeliydik?
Tam da bu noktada Bourdıeu, Homo
academicus’un deneyselliğin bir parçasıyken nasıl da katılımcı nesnelleştirme
halini aldığını açıklıyor;
Katılımcı
nesneleştirme gibi süreçlerde öğrenciler sadece "not" almak için
değil, toplumsal bir meseleye çözüm üretmek için öğrenirler. Bu da onları
sahici yurttaşlara ve yenilikçi profesyonellere dönüştürür. Ben de bugün okuduğum
bu pasajdan ilham alarak yeni bir ders uzantısı oluşturdum. Yeni dersin gerekçesi
hem alışılmışın dışına taşabilmek hem de yarının siyasi liderlerine yaşadığımız
toplumun değerlerini, önceliklerini ve güç ilişkilerinin haritalandırdım. Bununla
birlikte sosyal bilimlerin dinamiğinde yer alan “insan”ın sadece teknik bir
uzantı olmadığını hatırlatmak ve kentlilerin güncel sorumluluklarını yeniden
hatırlatmak istedim.
Öyleyse bu yazıda sizleri prototip bir Yerel Mali Sosyoloji dersi ile baş başa bırakıyorum;
Yerel Mali Sosyoloji
Mübadele Teorileri ve Oylama
Davranışları
Bütçe Süreçlerinde Sembolik
Mübadele
Yerel Vergileme ve Mali Haklar
Tartışması
Maliye ile Popülist Müdahaleler
Arasındaki Gerilim
Güven, Hesap Verebilirlik ve Sosyal
Sözleşme
Mikro–Makro Bağlantılar: Mahalle
Talebi ile Stratejik Plan Uyumu
Katılımcı Bütçeleme: Sayılara Ses
Katmak
Bütçe, Temsil ve Güç
Sınıf, Mahalle ve Hizmet Adaleti
Kutuplaşma ve Katılım Korkusu
Dijital Vatandaşlık
Açık Veri Portalları
Yönetişimde AI Kullanımı
Uygulama Modülü
|
Teorik |
Pratik |
Etki
Değerlendirmesi |
|
Mali Şeffaflık
Denetimi |
Stratejik
Plân, Faaliyet Raporu |
Kamu
Kurumları Strateji Plânlama Birimi Personeli Yetkinliği |
|
Kurgusal
Ütopya |
Dijital
Katılım Plâtformu Tasarımı Ciddi
Masa Oyunları |
Living
Lab & Sürdürülebilirlik Merkezleri Yetkinliği |
|
Kavram
Eşleştirme Atölyesi |
Kent
Senaryoları |
Kavramları
Sahayla Eşleştirme Yetkinliği |
Yerel Mali Sosyoloji dersinin temel argümanı; yereli, kentlilerin sorunları ve sorumluluklarını mali – sosyolojik boyutuyla yeniden düşünmeye odaklanmaktadır. Ortak kamusal alanın kavramsal, teorik ve uygulamalı bir bağlamda yeniden tartışılmasına imkân tanımaktadır. Bu çalışma, yerel sorunları görünür kılmak, tartışmak ve çözümleri yeniden üretmek için uygulamalı, katılımcı, eleştirel bir ders yapılanması modeline yönelik prototip bir model önerisidir.
Bu bir ütopya gibi görülebilir ancak kamusal alanı verimli kılmak adına ülkede yetiştirilmeye niyet edilmiş her üniversite öğrencisinin soyut kavramsal dünyayı, somut problemli dünyayla eşleştirmesine yardımcı olacak bir ders yapılanmasıdır.
5 Haziran 2025 Perşembe
Tipolojiler ve Kamusallar
Alman düşünür Theodor W. Adorno'nun "otoritaryen kişilik" kuramı önemli bir teorik çerçeve sunar. Adorno, Otoriteryan Kişilik Üzerine Niteliksel İdeoloji İncelemeleri adlı eserinde 4. Bölüm - Tipler ve Sendromlar'da; bireylerin, çocukluk dönemlerinde maruz kaldıkları baskıcı, itaat temelli sosyalizasyon süreçlerinin, ileriki yaşamda onları otoriter eğilimlere açık hale getirdiğini vurgulamaktadır.
Aşağıda yer alan bir alıntıda da görülmektedir ki "Özne ancak, itaat ve boyun eğmeden haz alarak, kendi toplumsal uyumuna ulaşır..." alıntısıyla bu gibi doyumların toplumda, güce tapma, zayıfa karşı tahammülsüzlük, gri alanlara kapalı olma, belirsizlik ve farklılık karşısında kaygı eleştiriye kapalı olma, dogmatik tutum, bastırılmış duyguların dış gruplara (azınlıklar, muhalifler, farklı yaşam tarzları) yansıtılması şeklinde davranış silsilesine dönüştüğü vurgulanmaktadır.
Bu bireyler için demokratik değerler—çoğulculuk, eşitlik, ifade özgürlüğü—tehdit olarak algılanmaktadır; çünkü bu değerler, onların içsel olarak bastırdıkları korkuları ve belirsizlikleri tetiklemektedir.
Adalet duygusu geliştirilmemiş kamusal alanlarda başkasının hakkını gasp etmenin sınırlarına yönelik bir kafa karışıklığı oluşmaktadır. Güç odaklı hiyerarşi içselleştirilerek, dayak yiyenlerin daha fazla sustuğu, güçsüzlerin güçlülerin yanına koştuğu, “hak eden”in değil, “itaat eden”in kazandığı bir toplumda herkes sayısız bir şikayet çemberine hapsolur. Kökleştirilmeye çalışılan demokrasilerde, toplumun refahı arzu edilirken bu refahı zedeleyen algılar, argümanlar bir çeşit meşrulaştırma stratejisine bürünür. Bu da kamusal görevlerde “yetkinlik” yerine “bağlantı” arayan, hesap vermekten kaçınan bireyleri birer birer karşımıza çıkartır. Demokratik bir toplum için gerekli olan yasalar, seçimler bir yana; şefkatli, eşitlikçi ve sorumluluk taşıyan adil bir gündelik yaşantı diline olan özlem daha da derinleşir.
Daha fazla bilgi edinmek için şu esere göz atabilirsiniz;
Theodor W. Adorno, Otoriteryan Kişilik Üzerine Niteliksel İdeoloji İncelemeleri, Say Yayınları.
2 Haziran 2025 Pazartesi
Tektonik Demokrasi
Tektonik politika kavramı, jeolojiden ödünç alınan ve sosyal bilimlerde derin yapısal değişimleri, birikimli gerilimleri ve ani kırılma noktalarını anlamlandırmak için kullanılan bir metafordur. Bu metafor, demokrasinin süreklilik gösteren uygulamalarından çok, bastırılmış kamusal talepleri, ahlaki izolasyonları, bireysel menfaatlerin kamusal kaynaklara dönüştürülmesinde çıkarcı bir amaç haline getirilen politik algıları hatırlatmakta; ve bunları “Normalleştirmektedir.”
Young’a göre siyasal aktörler, kamusal taleplerin sesi olurken bir yandan da gerilimleri yönlendiren, çözümleyen aktörlerin de ta kendisidir. Öyle ki “tektonik demokrasi” istikrarı sağlayamaya çalışan bir yapıda sarsıntı yaratan bir süreç olarak düşünülebilir -metaforlaşmaktadır- Dolayısıyla “tektonik demokrasi”, krizleri ve etik sıkışmaları yönetemeyen, zeminin altındaki toplumsal kırılganlıkları, eşitsizlikleri tanıyamayan ya da tanımak istemeyen denge sağlayan bir rejim değil; gerilimlerin derindeki sebeplerini keskinleştiren, mevcut yapıyı sarsan bir bakış açısıdır.
Böyle bir
tabloda tektonik demokrasinin yarattığı krizler nasıl çözümlenebilir?
- Yapısallık: yapısallığın kod referansları nedir; hukuk, bilim, liyakat ?
- Siyasal Temsil: Demokratik aktörler temsil edilen değil,
temsilin koşullarını değiştirme iddiası taşıyan kurucu - yaşamdaş özneler
olarak değerlendirilmelidir. Peki yaşamdaşlıktan anlaşılan nedir?
- Yüzey: Demokrasi, yapısal çatışmaları bastırmak yerine,
onları görünür kılarak dönüştürme kapasitesine sahip olmalıdır. Bu dönüşümde
siyasal rekabetin etik etki konumu nedir ve vatandaşlar bunun neresinde
yer almaktadır?
Günümüzde politik rekabet, çoğu zaman karalama kampanyaları, manipülatif bilgi akışları, iftira ve kutuplaştırıcı dil yoluyla işlemez hale gelmekte; bir tür yozlaştırıcı hegemonya savaşına indirgenmektedir. Bu durum, toplumsal talepleri de sessizleştirmekte, gerçekçi taleplere erişimi kısıtlamaktadır.
Bazı bireyler sessizleşirken bazıları kişisel menfaatlerini önceleyen bir konumda yer almak istemekte; bir partinin siyasal görüşlerini içtenlikle benimsememiş olsa dahi, o partiden maddi, sosyal veya mesleki çıkar sağlamak adına onun politik reklamcılığına gönüllü olarak katılmaktadır. Bu tür pragmatik konumlanışlar, demokratik etikle çelişmekte; kamusal söylemin samimiyet zeminini erozyona uğratmaktadır. Böyle bir çelişkiye şahit olan sessiz vatandaşlar ise içinde bulundukları topluma, millete ve yönetime karşı "umursamaz" bir tavırla mesafe almakta; inandırıcılığını yitirmiş siyasal alan karşısında, toplumsal sorumluluklarını etkisiz görmeye başlamaktadır. Herkesin aşındırdığı değerleri "yeni normal" olarak addetmekte "aykırılıkları" derecelendirerek "o yapıyorsa ben niye yapmayayım" gibi söylemleri gündeme taşımaktadır. Hukuka uygun olan teamülleri ve yaşam rutinlerini "anormalleştirerek" etik dışı durumları reddedenleri "toplumdan ve ilişkilerden" dışlamaktadır.
Bu iki düzeyli yapıda yaşanan erozyon - siyasal rekabetin etik dışı araçlarla yozlaştırılması, bireysel çıkarların kamusal samimiyeti gölgelemesi ve liyakatin dışlanması - bilgi ve tecrübenin sistematik biçimde kurumların dışına itilmesi - ahlaki ve yönetsel bir sarsıntı yaratmakta; görünürde sürdürülebilir söylemsel yapının içinde karmaşık anlamların hâkim olduğu yeni bir politik zemin yaratmaktadır.
Bu durum, tektonik bir çöküntüyü anımsatan güncel bir kavramı da beraberinde getirmektedir:
.......Tektonik Demokrasi.....
22 Mayıs 2025 Perşembe
Gölge Bütçelemenin Panzehiri: Yaşayan Laboratuvarlar (Living Lab)
Gölge bütçeleme (shadow
budgeting veya off-budget financing), kamu gelir ve giderlerinin,
resmi bütçe süreçleri dışında tutulduğu veya gizlendiği uygulamalardır. Yani
bütçe harcaması var ama parlamentoda ya da kamuya açık denetim mekanizmalarında
tam olarak görülmemekte ve bu durumda hükümet ya da yerel yönetimler; mevcut borçları
gizleyebilmekte, mali yükümlülükleri olduğundan düşük gösterebilmekte ya da seçim
öncesi popülist harcamaları saklayabilirken denetimden de kaçınabilmektedir.
Nitekim gölge bütçelemenin zincirleme sorunları, özellikle seçim sonrasında
daha da gözle görülür hale gelebilmektedir. Özellikle yerel seçimler sonrasında
görev süresi sona eren mevcut parti yönetiminin yerini farklı bir parti grubu
aldığında eski yönetimden kalan borçların ödeme sorumluluğu yeni yönetime
aittir. Bu durumda yeni yönetim etik sınırlar içinde kalarak hem yeni dönemin hizmetlerini
sunma hem de eski döneme ait borçların ödenmesi adına çifte bir sorumluluk
üstlenmektedir.
Gölge bütçelemeye yönelik
endişeler sadece yönetsel boyutta değil aynı zamanda yerel kurumsal kapasitenin
inşasında da derin problemleri beraberinde getirir örneğin; kamu personel
alımında liyakate bakılmaksızın, aile üyelerine veya yakın akrabalara ayrıcalık
tanınması, yönetici pozisyonundaki kişilerin, liyakatten bağımsız olarak kendi
arkadaşlarına veya siyasi yandaşlarına ayrıcalık tanıması, siyasal sadakat
karşılığında kamu görevi veya avantaj sağlanması, üst düzey bürokrat veya
siyasetçinin, destek karşılığında bireysel veya grup çıkarı sağlamak üzere sermayedarlarla
ayrıcalıklı ilişkisi kurması, kamu görevlisinin görevini kötüye kullanarak
kişisel çıkar sağlaması… gibi tüm bunlar kısa vadede kurumsal yozlaşmaya sebep olmuyor
gibi gözüksede uzun vadede görülmektedir ki; kurum içi adalet duygusu
zedelenmekte, yandaş atamalarla kamu hizmetlerinin sunumunda verimlilik ve
nitelikte düşüş, tarafsızlık algısının zedelenerek zamanla aşınması, kamu
hizmetinin kişisel çıkarlara hizmet ederek kamusallık sınırlarını özel
sınırlara çevirmektedir. Demokrasinin önündeki en büyük tehditlerden biri olan
kamusallık sınırlarının özel sınırlara çevrilmesi meselesi; kamuoyunda güven
kaybı yaratarak mevcut yönetimin ya da partinin itibarını zedelemek, bilinçli bir şekilde yalan bilgiyi yaymak,
kamuoyunun dikkatini yapay bir konu ile farklı bir yöne çekmek, kutuplaşmanın
daha da derinleştirilmesine sebep olarak sosyal medya üzerinden medya
trolleriyle manipülatif haberleri gündeme taşımak gibi davranışlarla kamusal
seçişi çorak bir hale dönüştürmektedir.
Kamusallığın sınırları
özel sınırlara evrildiğinde karar alma süreçlerinde güvenilirlik ve kurumsal
şeffaflık zarar görmektedir. Tüm bu sistemik etkiler, “kamu performansı”nın
zarar görmüş ideallerini gölge bütçelemenin iz bırakmaz ellerine iter kendini. Derinleşen
ve alışkanlık haline getirilen gölge bütçeleme alışkanlıkları; kurumsal
yozlaşmanın içinden çıkılamaz bir hale geldiği dikenli bir döngü yaratmaktadır.
Bu döngünün kurallarını yeniden yazmak isteyen siyasi temsilcilerin varlığı ile
zayıflayan demokratik denetimin yeniden tahsis edilmesi için güncel demokratik
paradigmalar vardır; katılımcı bütçe, katılım kafeler, dijital demokrasi, living
lab ya da diğerleri… Ancak belediye yönetiminin bu yenilikleri gerçekleştirmesi
hususunda yaşadığı iç ve dış çatışmalar kırılgan demokrasilerin attığı bebek
adımlara çelme takmaya devam etmektedir.
Bununla birlikte politik
söylemlerin ekonomiyi daha da kırılgan hale getirdiği bir toplumda enflasyonist
baskılara boyun eğmiş ve pusmuş vatandaşın demokratik katılım yerine bir somun ekmeğe ihtiyaç duyduğu gerçeği
ile; kent aidiyeti algısı tasarlamak oldukça sancılı bir süreç olarak görülmektedir.
Bu durumda yerel kamusal öncelikler, vatandaşların katılımıyla değil; parti programı
ya da seçim beyannemesiyle şekillenmektedir. Bu belgelerde kaynak dağılımının hangi
hizmetlere ya da konulara öncelik tanındığına yönelik “politik merak”ı
canlandırmak isteyen siyasi temsilciler gölge bütçelemenin karanlıklarından
uzak durmak adına Yaşayan Laboratuvarlarda (Living Lab.) vatandaşları
pasif katılımcılar değil, sürecin eşit ortakları olarak görmeyi amaçlar. Yeni
yönetim paradigmasındaki bu bilinci (uygulamaları) bazı seçmenler “hiç
anlayamamakta”, anlasa bile “herhangi bir çaba göstermemektedir”. Living Lab (Yaşayan
Laboratuvar), yeni fikirlerin, hizmetlerin, ürünlerin veya politika
çözümlerinin gerçek yaşam koşullarında, kullanıcılarla birlikte, çok paydaşlı
bir ortamda tasarlandığı, test edildiği ve geliştirildiği yenilikçilik
ortamıdır. Bu laboratuvarlar; farklı insanlar arasında işbirliğinin
gerçekleştiği bir yaratıcılık ortamı, çok paydaşlı bir organizasyon yapısı,
yenilikçi bir inovasyon ekosistemi, araştırma metodolojisi, kullanıcıları dahil
etme yaklaşımı, kamu-özel sektör ortaklıkları konsepti, açık inovasyona dayalı
açık bir platform, bir deney ortamı, döngüsel ekonominin tartışılabildiği,
kullanıcı merkezli bir strateji, meslek edindirme gibi toplumsal öncelikleri
önemseyen aslında gerçekten yaşayan birimler olarak değerlendirilebilir
(Zavratnic vd. 2019).
Türkiye’de ilk kez 2012
yılında Başakşehir Belediyesi tarafından kurulan Başakşehir Living Lab
İnovasyon ve Teknoloji merkezi, belediye hizmetlerinin geliştirilmesi ve akıllı
şehir uygulamalarının test edilmesi amacıyla kurulmuştur. İstanbul Başakşehir
Living Lab; bilişim teknolojileri, tasarım, girişimcilik, akıllı şehir
çözümlerine odaklanmaktadır. Bununla birlikte kuruluş isminde living lab
geçmese de belediye yönetiminde akademik bir yönetim stratejisinin takip edildiği
bazı merkezler; İstanbul Plânlama Ajansı, Kadıköy İnovasyon Merkezi. Buca
Sürdürülebilirlik ve İnovasyon Merkezi, İzmir Plânlama Ajansı olarak
örneklendirilebilir. Genel bağlamda, vatandaşların belediye yönetimiyle
arasındaki iletişimi ve bağı akademik bir perspektife taşıyan bu atılımlar; kentlilik
bilincinin güçlendirilmesi, kentli hakkını canlı bir vizyona taşıması, sosyal
öğrenme ve ortak aklın önemini deneyimle güçlendirerek kolektif bir kent
hafızasının ortaya çıkmasını motive ediyor. Üstelik dönem dönem politika
laboratuvarı haline gelerek demokratik yeniliklerin test edilebilirliğini
sağlıyor. Living lab'ler kentlileri hizmetlerin tüketicisi konumundan üreticisi
konumuna taşıyor. Böylece, gölge bütçelemenin panzerihi olarak; tasarlanan
modelleri, fonlama bilgilerini politika toplantılarını açık veri haline
getiriyor. Bu da, bütçe kararlarının halktan saklandığı "gölge
alanlar"ı daraltarak hesapverilebilirliği destekliyor.
Bu merkezler sadece
teknolojik inovasyon değil, kamusal karar alma süreçlerinin de
deneyselleştirilmesi için birer adım olarak değerlendiriliyor. Bununla beraber
yeni nesil bürokratik bir kültür inşasına katkı sunarak katı hiyerarşik kapalı
bürokratik kapılar yerine yatay, vatandaşa söz hakkı tanıyan bürokratik kültürü
teşvik etmektedir.
Sonuç olarak, belediyelerin
yalnızca hizmet sunan değil, aynı zamanda kamu yönetimi teorisine katkıda
bulunan, akademik perspektifi içselleştirmiş yapılar haline gelmesi bir
zorunluluktur. Kırılgan demokrasilerde gölge bütçelemenin karanlıklarına teslim
olmamak, ancak bilgiye dayalı yönetim kültürünü yerelde kurumsallaştırmakla
mümkündür. Living Lab'ler, tam da bu yüzden sıradan bir inovasyon platformundan
öte; demokrasinin laboratuvarı olmaya uygun araştırma merkezleridir.
Türkiye’de, akademik belediyecilik anlayışının güçlenmesi ve yaygınlaşması;
yerel karar alma süreçlerini daha bilimsel, daha kapsayıcı ve daha şeffaf bir
düzleme taşıyacak; yalnızca şehirleri değil, demokrasinin kendisini de
güçlendirecektir. Yaşayan Laboratuvarların ve araştırma merkezlerinin
yaygınlaştırılması, işte bu hedefin en somut ve umut verici adımlarından
biridir.
Kaynakça
Atalay,
G. (2024). Türkiye’de Dijital Katılımcı Bütçenin Uygulanabilirliği:Kırşehir
Belediyesi Örneği, Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü
Yayımlanmamış Doktora Tezi, Aydın.
Başakşehir
Living Lab, https://basaksehirlivinglab.com/ (12.04.2025).
IMF,
Fiscal Transparency Manual (2014); OECD, Budgeting for Fiscal Space
and Government Spending Review (2014); Şişman, Mehmet. Türkiye'de Kamu
Özel İşbirliği Projeleri ve Mali Riskler (2022).
Leonard,
H. B., & Rhyne, E. H. (1981). Federal credit and the shadow budget. The
Public Interest, 65, 40.
Zavratnik,
V., Superina, A., & Stojmenova Duh, E. (2019). Living labs for rural areas:
Contextualization of living lab frameworks, concepts and practices. Sustainability, 11(14),
3797.
20 Mayıs 2025 Salı
Belediyeler İçin Yeni Yönetişim Modeli: Ciddi Masa Oyunları
Katılım Oyunu, vatandaşları politika yapım süreçlerine dahil etmenin yaratıcı ve eğlenceli yollarından biridir. Bu yaklaşım, Bertrand Russell’ın şu sözünü akla getirir: “Siyaset; insan ilişkilerini mümkün olduğu kadar iyi tutabilecek şekilde düzenlemektir; bu da her zaman en iyinin ne olduğunu düşünmekle mümkündür.” (Russell, s.10)
Siyaset, bir yandan temel ve kamusal mal-hizmetlerin dağıtımında belirleyici bir rol üstlenirken, diğer yandan da liberal ya da sosyal politika tercihlerinin ağırlığını yansıtabilecek esnekliğe sahip bir disiplindir. Katılım pratikleri, şehir planlamasından vergide adalete; hassas toplumsal kesimlerin kent ölçeğindeki öncelikli ihtiyaçlarından kamusal alanların düzenlenmesine kadar birçok alana nüfuz etmektedir.
Katılım Oyunu ile öğrenciler, kamu görevlileri, STK temsilcileri ve toplumun farklı kesimlerinden bireyler bir araya gelerek fikir alışverişinde bulunur, birlikte karar alma deneyimi yaşar. Bu süreç, bir fikir maratonu niteliğindedir ve karar alma mekanizmalarında daha kapsayıcı, daha duyarlı bir demokrasi pratiğini mümkün kılar. Böylece sadece bir beş yılın telafisi değil; geleceğe dair daha nitelikli bir yönetişim anlayışı doğar.
Finlandiya’nın Helsinki kentinde 2018 yılında yerel yönetim tarafından tasarlanan Participation Game (Katılım Oyunu), eksiklerine rağmen yaratıcı bir demokrasi kültürü inşa etmeye katkı sağlamaktadır. Aşağıda görülen görsel, bu oyunun altı farklı desteden ve yaklaşık 40 yönlendirici karttan oluşan örnek kartlarını göstermektedir.
Vatandaşlar, kent konseyi üyeleri, sivil toplum kuruluşu temsilcileri ve gönüllü bireylerin katılımıyla halka açık olarak oynanan Katılım Oyunu (Participation Game), yaklaşık 45 ila 90 dakika süren, eğlenceli ve aynı zamanda rekabetçi bir müzakereci demokrasi modelidir. Oyunun temel amacı, yurttaşların fikirlerini ortak bir tartışma zemini üzerinde şekillendirmelerini sağlamak ve bu fikirleri uygulanabilir projelere dönüştürebilmelerine olanak tanımaktır. Katılımcılar, oyun süresince çeşitli tematik kart destelerinden kartlar çeker, bu kartlardaki yönlendirmeler doğrultusunda fikirlerini tartışır ve geliştirirler. Oyunun sonunda ortaya çıkan fikirler proje haline gelebilir; ya da bazı fikirlerin henüz projelenmeye uygun olmadığı da fark edilebilir.
Kart Desteleri ve Fonksiyonları
Great City Kartları
Bu destede yer alan kartlar, sakin, konforlu, canlı, eşit, ortak, güvenli ve sürdürülebilir şehir temaları etrafında yapılandırılmıştır. Katılımcıların fikirlerini bu temalara uygun şekilde yönlendirerek önerilerini biçimlendirmelerine yardımcı olur.
City District Kartları
Helsinki'nin farklı bölgelerini temsil eden bu kartlar, geliştirilen fikirlerin ölçek ve mekân açısından gerçekçi ve uygulanabilir hale getirilmesini sağlar. Her proje önerisi, çekilen kartta belirtilen bölgenin özelliklerine göre uyarlanır.
Limiting Factors Kartları
Bu kartlar, katılımcıların projelerine bütçe, hukuk, nüfus, ölçek gibi çeşitli sınırlandırmaları dikkate alarak yaklaşmalarını teşvik eder. Gerçekçi ve uygulanabilir çözümlerin ortaya çıkmasını destekler.
Ideas Solutions Kartları
Proje fikirlerinin kapsayıcılığını artırmayı hedefleyen bu kartlar, empatik ve yapıcı öneriler sunar. Katılımcı öneri geliştirmekte zorlanıyorsa “arkadaşlarına danış”, “çevreyi keşfet”, “biraz araştırma yap” gibi yönlendirici eylem önerileri içerir.
Citizens Kartları
Bu deste, geliştirilen projelerin gerçekten toplumun geniş kesimleri tarafından ihtiyaç duyulup duyulmadığını sorgulatır. Örneğin, “İş arayan Ahmet Amca bu hizmetten faydalanabilir mi?” ya da “Öğrenci Aslı bu projeye ihtiyaç duyar mı?” gibi sorular aracılığıyla fikirlerin toplumsal faydasına odaklanır.
Wild Card Kartları
Joker niteliğindeki bu kartlar, katılımcılar arasında daha fazla etkileşimi teşvik ederek fikirlerin derinleştirilmesine katkı sağlar.
Karar Sürecine Etkisi ve Uygulama
Katılımcılar oyunu belirli bir disiplin içinde oynar ve süreç sonunda ortaya çıkan somut proje önerileri yazılı bir rapor haline getirilerek belediye yönetimine sunulur. Bu projeler, belediyenin teknik ve ön değerlendirmesinden geçtikten sonra dijital bir platformda (https://omastadi.hel.fi) 12 yaşından büyük vatandaşların oylarına sunulur. Oylama sonucunda seçilen projeler, bir sonraki yıl belediye tarafından kamu hizmetine dönüştürülür.
Bu yönüyle Katılım Oyunu, Helsinki’de katılımcı demokrasinin yaratıcı ve uygulamalı bir aracı olarak öne çıkmakta; hibrit (yüz yüze ve dijital) katılım yöntemlerinin birlikte işlediği yenilikçi bir yönetişim örneği sunmaktadır.
18 Ekim 2024 Cuma
Kamu Maliyesi Perspektifinden Play Marmara Denizi Ciddi Oyunu
Ciddi Oyunlar: Politika Yapımında Eğlenceli Bir Ciddiyet
Ciddi oyunlar (serious games), klasik oyunların ötesinde, politika yapıcıların karar alma süreçlerinde çok yönlü düşünmelerine imkân tanıyan yaratıcı ve eğlenceli araçlardır. "Akademiye biraz renk gelsin!" söylemi yalnızca bir temenni değil; ciddi oyunlarla birlikte artık gerçek bir dönüşümün işaretidir.
Oyun oynayalım, ama ciddiyetle!
Uluslararası örnekler, ciddi oyunların yalnızca bir öğrenme aracı değil, aynı zamanda katılımcı yönetişim pratikleri için etkili bir referans çerçevesi sunduğunu gösteriyor. İlk kez deneyimleyenler için bu oyunlar hem bir kılavuz hem de yeniden düşünme fırsatıdır.
Konuyu edebi-mali söyleşilere çevirmeden, şimdi odaklanalım: Play Marmara Ciddi Oyunu.
Play Marmara "Denizi", Marmara Denizi’ne ulaşan atık suyun sürdürülebilir yönetimi temelinde, deniz suyu kalite parametrelerindeki değişikliklere ve buna bağlı olarak deniz ekosistemindeki gelişmelere odaklanan çok aktörlü, büyük ölçekli bir ciddi oyun (serious game) uygulamasıdır. Bu oyun, Marmara Denizi'nin ekolojik sorunlarına bütüncül bir yaklaşımla üç temel başlık altında odaklanmaktadır:
Sürdürülebilir Çevre Yönetimi
(Atık su deşarjları, deniz çöpleri, gemilerden kaynaklı kirlilik, kıyı alanlarının kullanımı vb.)
Etkin Su Ürünleri Yönetimi
(Kontrolsüz avlanmayla mücadele, hayalet ağların bertarafı vb.)
İklim Değişikliği Politikaları
(Azaltım ve uyum eylemleri)
Çok Katmanlı Eylem Alanları
1. Yasal Eylemler
Bu başlık altında Marmara Denizi’nin korunmasına yönelik yürürlüğe konmuş birçok düzenleme yer alır:
2. Teorik ve Uygulamalı Eylemler
7.518 gemiye denetim, 28 gemiye idari yaptırım uygulanmıştır.
150 izleme istasyonu kurulmuş, tampon bölgeler tanımlanmıştır.
115.616 avcılık denetimi gerçekleştirilmiş; 28,1 milyon ₺ idari para cezası verilmiş, 84 gemi ve 719 av aracı müsadere edilmiştir.
Balık yetiştiriciliği yasak olmasına rağmen, midye yetiştiriciliğine izin verilerek yılda 300 milyar m³ deniz suyu midyeler tarafından filtrelenmektedir.
Müsilajdan etkilenen 3.447 balıkçıya toplam 8.165.900 ₺ destek ödemesi yapılmıştır.
3. Diğer Eylemler: Farkındalık ve Eğitim
Toplumun farklı kesimlerini sürece dahil eden bilinçlendirme ve eğitim faaliyetleri, oyunun önemli tamamlayıcı unsurlarındandır.
Ciddi Oyun: Kamu Maliyesi Bağlamında Stratejik Bir Araç
Ciddi oyunlar, kamu maliyesinde dışsallık sorunlarının hem öncesinde hem de sonrasında bir politika aracı olarak konumlandırılabilir. Play Marmara deneyimi, Türkiye'de MARUF çatısı altında gerçekleştirilmiş ve literatürde çok paydaşlı, mega ölçekli ciddi oyun uygulaması olarak yerini almıştır. Bu deneyim, kaynak dağılımında etkinliğin bozulması durumunda devlet müdahalesinin gerekliliğini savunan yaklaşımı destekler niteliktedir.
Bu konuda daha kapsamlı bilgi edinmek adına aşağıdaki rapor ve kaynakları inceleyebilirsiniz;
T.C. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, (2024) Marmara Denizi
Eylem Plânı Koordinasyon Kurulu Toplantısı,https://webdosya.csb.gov.tr/db/marmarahepimizin/menu/v_20240703121706.pdf
(13.10.2024).
Play Marmara "Denizi" Oyun sonuç raporu, https://www.marmara.gov.tr/uploads/play-marmara-denizi-raporu.pdf (21 Ekim 2021)
Play Marmara Oyunu (2019). Maruf Youtube Kanalı Kayıtlı
Arşiv Video Https://www.youtube.com/watch?v=cprdKJG4HLA (17.09.2024).
Play Marmara Raporu (2019). İstanbul: Marmara Belediyeler
Birliği Kültür Yayınları (1.Baskı).




