Önsöz
Bu kitabı okudukça, her bölüme ilişkin değerlendirmelerimi burada paylaşacağım. Bu nedenle incelediğiniz sayfada eserin tamamlanmış bir özetine henüz ulaşamayabilirsiniz. Özet denildiğinde çoğunlukla bir kitabın temel düşüncelerinin yoğunlaştırılmış biçimine ulaşmak anlaşılır. Ancak her araştırmacının mevcut çalışmaları kendi eleştirileri, önerileri ve bilgi birikimi çerçevesinde yeniden ele alması, aynı konuların farklı bakış açılarıyla yorumlanmasına imkân verebilir. Bu nedenle burada “özet”i eserin kısaltılmış bir versiyonu olarak düşünmek yerine eserin benim düşünsel dünyam üzerinden yeni bir özet olarak konumlandırabilirsiniz. Çalışmayı da bu yaklaşımı göz önünde bulundurarak okumanızı rica ederim. Ancak burada amacım, okura belirli bir okuma biçimi dayatmak değil; bu çalışmanın hangi yorumlama çerçevesi içinde kaleme alındığını açıklamaktır. Dolayısıyla burada karşılaşacağınız özet, kitabın değişmez ve tarafsız bir izdüşümü olmaktan ziyade, belirli bir bakış noktasından gerçekleştirdiğim yeniden anlamlandırma denemesidir.
Sevgiler
Giriş
Eser, Heretik yayınlarının 4. baskısı ve Levent Ünsaldı'nın çeviri ve takdimiyle ilerlemektedir.
...
Farklı bir kalemden...
...
Alparslan Akarca’nın “Pierre Bourdieu: Bilimsel Alan ve Düşünümsel Yöntem” başlıklı kitap değerlendirmesinde ifade ettiği üzere, Bourdieu’nün düşünümsel metodolojiyi sosyal bilimlere dâhil etmesi, bilimi hem sosyolojik bağlamda hem de kendi üretim koşulları, kurumları ve işleyişi üzerine de düşünmeye yöneltmektedir. Bu yaklaşımda teori ve pratik birbirinden ayrı süreçler olarak ele alınmamakta; aksine birbirini karşılıklı olarak etkileyen ve birbirinden ayrı düşünülemeyen süreçler olarak değerlendirilmektedir. Bilimsel alanda ortaya çıkan habitus, Bourdieu’nün “cüppe aristokrasisi” olarak ifade ettiği akademik seçkinlerin yeniden üretilmesi ya da dönüşümüyle sınırlı değildir. Habitus bilimsel alanda yerleşik hâle gelen kuralların, kabullerin ve ortodoksinin bilim üzerinde kurduğu tahakkümün anlaşılmasına da imkân vermektedir. Bilimsel alanın içinde iki farklı güç birikebilir. Birincisi, araştırmalar ve bilimsel yetkinlik yoluyla kazanılan özgül bilimsel itibar; ikincisi makamlar, yöneticilikler, atamalar ve kurumsal yetkiler yoluyla kazanılan bürokratik veya siyasal güçtür. Bu iki güç, her zaman aynı kişide bulunmaz ve kurumsal siyasal gücün bazen bilimsel yetkinliğin önüne geçmesi söz konusudur.
...
Bu kısa değerlendirme sonrasında eseri okudukça birikimli olarak ilerleyeceğimiz bölümlere bakalım ve metni derinlemesine açalım istiyorum.
...
Takdim
----Bourdieu’nün bilimsel alana ilişkin yaklaşımı, bilimsel bilginin kendi içine kapalı, toplumsal ilişkilerden ve mücadelelerden bağımsız bir dünyada üretildiği düşüncesine yönelik bir eleştiri olarak okunabilir. Merton’un bilim sosyolojisi, bilgi sosyolojisiyle olan bağı zayıflatarak bilimsel bilginin içeriğini büyük ölçüde inceleme alanının dışında bırakmış; böylece bilim dünyasını, kendi kuralları ve değerleri doğrultusunda işleyen, bilim insanlarına özgü büyülü ve ayrıcalıklı bir alan gibi ele almıştır. Hatta Merton'un "bilimsel cemaati" Alice'in Harikalar Diyarı gibidir'.. şeklinde ifade ediliyor. ---
Bourdieu’nün müdahalesi, Alice’in “Hiç de kuralına göre oynamıyorlar” itirazına benzer bir sorgulama içerir. Sorun yalnızca bilimsel dünyanın dışarıdan bakıldığında kapalı ve anlaşılmaz görünmesi değildir; asıl sorun, bu dünyanın hangi kurallarla işlediğinin, kuralları kimlerin belirlediğinin ve bilimsel otoritenin kimler tarafından temsil edildiğinin sorgulanmadan bırakılmasıdır. Bourdieu, bilimin büyüsünü bozarak bilimsel bilginin ardındaki toplumsal ilişkileri görünür kılmaya çalışır; fakat bunu bilimi değersizleştirmek için değil, bilimsel aklın hangi koşullarda daha özerk, eleştirel ve evrensel hâle gelebileceğini sorgulamak amacıyla yapar.
Kafka’nın Bir Köpeğin Araştırmaları adlı anlatısında da benzer biçimde, bilimsel bilginin yaşamın gerçek sorunlarından uzaklaşarak kendi yöntemleri, kavramları ve tartışmaları içinde kapanması eleştirilmektedir. Bourdieu, bilimsel alanın görünüşte en saf ve özerk hâlinde bile güç ilişkilerinden, çıkar çatışmalarından, iktidar mücadelelerinden ve meşruiyet arayışlarından bağımsız olmadığını göstermektedir. Bilimsel bilgi, toplumsal mücadelelerin dışında üretilen tarafsız ve kendiliğinden bir hakikat değil; bilimsel otoritenin, meşruiyetin ve özgül bilimsel sermayenin dağılımı etrafında şekillenen toplumsal bir alanın ürünüdür. Bourdieu açısından, aklın ilerlemesine yönelik harcanan çabalar, bilimsel otorite, konum-iktidar mücadeleleri, alanda yer tutmaya yönelik harcanan çabalardan daha esaslıdır.
...


0 comments:
Yorum Gönder