28 Haziran 2026 Pazar

Kurumsuzlaştırma - NAL -


"....korkular sarar içini

senin ve onların

nedendir doğmamış

beyne olan sorular

yaşanmış ölünün 

doğduğu mezarlıkta

ıslanmıştır toprakları...."


Cemal Dindar tarafından hazırlanan Nal: Bir Akıl Hastanesinin Hatıra Defteri, ilk kez 2007 yılında Telos Yayınları tarafından yayımlanan; Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nin hafızasından, hasta yazılarından, şiirlerinden ve kurum içi tanıklıklardan beslenen çarpıcı bir derlemedir. Cemal Dindar'a göre burası "canlı bir şiir ortamı"dır. 

Kitabın adı da bu hafızanın sertliğini daha baştan hissettirir: “NAL”, psikiyatri aciline getirilen hastalara belirli dozlarda uygulanan üç ilacın adlarının baş harflerinden oluşuyor. Bu enjeksiyon pratiğinin bazı kliniklerde “nallamak” gibi insanı nesneleştiren bir ifadeyle anılması, psikiyatri kurumunun dili, iktidarı ve şiddeti üzerine de düşünmeye çağırdığını gösterir. 

Kitabın ilk sayfası güçlü bir imgeyle açılır: Bir baba ve kız resmi. Aklını yitirmiş gibi görünen kıza babası donuk ve tepkisiz bakar; ya fotoğraf karesi siyah beyaz olduğu için tüm duygular silikleşmiştir ya da eşitlenmiştir. O kısma net bir anlam veremedim. Kitabın sonunda ise hastalara “Cennet nedir?” diye sorulur ve verilen cevaplar, metnin bütün politik anlamını açığa çıkarır: Cennet hürriyettir, cennet haktır. Böylece akıl hastaları, sahip olamadıkları şeyi en temel arzu olarak dile getirirler. Onlar için cennet, soyut bir öte dünya vaadi değil; haksızlığın olmadığı, özgürlüğün ve hakkın tanındığı bir yaşam ihtimalidir.

Görsel: Baba ve Kız

Kaynak: NAL, 2013

Kitap, akıl hastanesinin içinden derlenmiş şiirler, denemeler, mektuplar ile dönemin politik yansımalarını da kaydeder. Örneğin hukuk öğrencisi B. U., 1965 tarihli şiirinde “...babamın ahbabıyla kendim geldim, ihtilal bu işte” der.

Bu politik iz, kitapta 1960 ihtilal göndermeleriyle sınırlı kalmaz; dönemin siyasal aktörleri de hastane güncesinin içine girer. Adalet Partisi hükümetlerinde sağlık bakanlığı yapan Vedat Ali Özkan’ın Bakırköy’e ani gelişleri, hastaların şiirlerine konu olur: “Cevdet Sunay’dan sonra ve Demirel’den sonra şimdi de Bakırköy’e geldi, jet bakanımız...”. Kitabın sonundaki haber arşivlerinde yer alan Vedat Ali Özkan’ın “ruh sağlığını ilaçtan çok ibadet iyi eder” sözü, akıl hastanesinin dönemin siyasal atmosferinden bağımsız, dışarıda kalmış bir mekân olmadığını, sağlık anlayışında tıbbi, ahlaki ve dinsel söylemlerin içe içeliği görülebilir.

Hastanenin siyasal ve kurumsal niteliği, bazı hastaların mekânı tarif etme biçimlerinde daha da sertleşir. R. T. B. adlı hasta, Bakırköy’ü Nazi Almanyası’nın Bergen-Belsen kampına benzeterek şöyle der: “...Alman Bergen Belsen kampına benzeyen bu hastanede uyumak, yemek yemek ve şahsiyetini korumanın, hatta oturarak dahi kafa dinlemenin imkânı yoktur.”

1980 sonrasında neoliberal politikalarla birlikte akıl hastanelerinde hasta sayısını azaltmaya, yatış sürelerini kısaltmaya ve ayakta tedavi hizmetlerini geliştirmeye dönük bir yönelim vardır. Ancak hastane dışındaki sosyal destek, barınma ve toplum temelli bakım mekanizmaları yeterince güçlenmediğinde, kurumsuzlaştırma sonrasındaki bakım yükü ve maliyetleri aileye, topluma, sokağa ve piyasaya devredilir...

Nal’ı bugünden okuyunca şu soruyu sordum: Kurumsuzlaştırma süreci, bakım yükünü ve maliyetlerini kamu kurumları, hanehalkları, toplum ve piyasa arasında nasıl yeniden dağıtmıştır?

Kaynak

Cemal Dindar, (2013), Bir Akıl Hastanesinin Hatıra Defteri NAL, Dip-Dil Dizisi, Telos Yayınevi, İstanbul.


0 comments:

Yorum Gönder